Havalar soğuyunca Ördek suyun dibine doğru dalar. Kuşlar ise ağaçlaraın içlerine doğru uçar. Etki aynı ama tepki farklı. Günlük hayatlarımızı anlamlandıran ya da anlamsızlaştıran, günümüzü cennete ya da cehenneme çeviren de bizim olayları algılayış farklılıklarımız ve onlara verdiğimiz tepkiler.

Mutsuzluklarımızın, heveslerimizin, kaprislerimizin, histeri nöbetlerimizin temelinde tek bir nedenin olduğuna inanıyorum. ?ben? olamamak. Çok basit temel değerleri taşıyamamak. Örneğin içi dışı bir olamamak. İnandığımız bir değeri savunamamak. Gerçekten bize ait bir duruşun, bizi yansıtan bir kimliğin içinde olamamak ya da sürekliliği sağlayamamak. Filmlerde özendiğimiz kahramanlar, karizmatik erkekler, imrenilecek kadınlar hep karakter sahibi, hedefleri uğrunda mücadeleden yılmayan, kendilerinden ödün vermeyen insanlar. Biz ise, yalan söylememek en büyük erdem deyip, yalan söylediğimizde; ticarette güven esastır deyip ?nasıl üç kuruş daha fazla geçirdim? diye düşündüğümüzde kendi içimizde bir şeylerin yıkıldığını görüyoruz. Bu yıkımı da yoga eğitimlerinde, her gün yeni bir tanesi çıkan farklı felsefi yaklaşımların, öğretilerin peşinde koşarak kapatmaya uğraşıyoruz. Oysaki sorun da, çözüm de sadece bizde. Anahtar elimizde.

İnandığımız değerler, bu değerlere ters düşen davranışlarımız, ?hayır? demek isterken ?evet? deyişlerimiz, ?-mış? gibi yaşamlarımız. Doğan Cüceloğlu?nun sıkça kullandığı ?mış gibi yaşamak, mış gibi yapmak. Günlük hayatta mesainin bitmesini bekleyerek?çalışıyormuş? gibi yapıyor, kendimizden vermeden koşullara bağlayarak ?seviyormuşuz? gibi seviyoruz. İnancın küçük bir unsuruna katılıp Pazar günleri kiliseye giderek, sadece Cuma namazına katılarak, ?inanıyormuşuz? gibi yapıyoruz. Birkaç kitap okuyup ?adammış? gibi yapıyoruz. İki caz sanatçısının adını bilip ?caz severmiş? gibi konuşuyoruz. Kumsaldaki pet şişeyi toplayıp, benzinli otomobil kullanarak ?çevreciymiş? gibi davranıyoruz.

Olması gerekeni, inandığımızı, üzerimize aldığımız sorumlulukları taşıyamıyor ?taşıyormuş? ?yapıyormuş? gibi devam ediyoruz. Yüzeysel bir dünyada ?yaşıyormuş? gibi yaşayan milyarlarca insandan birini oynuyoruz.

Öte yanda insan beyniyle duygularıyla öyle bir varlık ki, ?öz?ü kandıramıyoruz. Basit ifadesiyle vicdan olarak tanımladığımız otoritenin gözünden kaçamıyoruz. Ne kadar üstünü örtüp, olayları çarpıtıp kendimizi haklı göstermeye çalışsak da derinlerdeki ?ben?i kandıramıyoruz. Ve mutsuz oluyoruz. Bu savaş sırasında da mutsuz oluyor, saçmasapan hırsların peşinde sürükleniyor, bizim olmayan bir hayatı yaşamaya çalışıyoruz.

O zaman birinci adım her zaman içtekini dışa yansıtabilmek. Bunu yaparken ilkelerimize, prensiplerimize tutarlılıkla sahip çıkabilmek, bir bütü olabilmek. Ve taşıdığımız kimliğin, üstlendiğimiz sosyal rollerin sorumluluklarını %100 sahiplenebilmek ve yaşatabilmek. Ama bu sadece ilk adım.

Yorum Yok
  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın