Aralık başında, ismini şimdilik sakladığım, İstanbul hikayemiz yayınlanmış olacak. Yaklaşık bir yıldır ara ara bazı bölümlerini Internet sitemde, Facebookta, Twitter?da paylaştım. 4000 kişiye yaklaşsa bile Facebook hesabımı, benimle olan bir aile gibi gördüm. Yazdım, paylaştım, merak ettiklerimi sordum.

 

Şimdi kitap yayınlanmadan önce, son kez, kitabın benim için özet bölümlerinden birini paylaşıyorum. Dün görsel medyadan kısa bir röportaj için verdiğim yanıtta da söylediğim gibi bu kitap sadece İstanbul değil, sadece kendini arayan bir şehir insanının hikayesi değil, şehrin içindeki farklı yaşamlardan kesitlerin yansıması değil, sadece satırlardan ibaret değil… Ne olduğunun cevabını okuyanlar tek tek kendileri verecekler… Muhtemelen de birkaç yüzbin ayrı cevap olacak

 

Yolculuğumda çok keyifli dostlarım oldu, yaptıkları işlerle enerji bulduğum, yıllardır hayranlıkla izlediğim, onların haberleri olmadan enerjilerini paylaştığım isimlerin desteğini yanımda buldum.

 

Şimdi çok az kaldı.  Aralık ayına kadar gerçekten bebeğime dönüşen işi hakkıyla bitirebilmek adına bir sessizlik dönemi başlıyor. E-postalarınıza yanıtlarım geç gelirse anlayışınızı bekliyorum. Bazılarınızla Muammer Yanmaz?ın İstanbul için fotoğraf çekimlerinde buluşacağız.

 

Paylaştığım bölümlerde çok fazla tapaj hatası olduğu biliyorum. İmla hataları da var. Nedenini bir kez daha söylüyorum. Yazdığımı edit etmeden, hızla akarken düşüncelerimi kesmeden kağıda döktüğüm haliyle paylaşmayı seviyorum. Kitaba girdiklerinde zaten düzeltilmiş olacaklar.

 

1998?te başlayan, Sen ve Ben ile güçlenen, Yaşam Atölyesi ve Dekod ile fizikselleşen beraberliğimiz kalabalıklaşarak, güçlenerek devam edecek. Bu bir maraton… Soluk aldığının farkında olan, duyarlılığıını koruyan, kendini ve kendisiyle birlikte çevresini değiştirmeye gücü olanların birlikte koştuğu bir maraton…

 

Bölüm 31

 

…………………………..    Senin kadar yalnız, senin kadar yüklü, senin kadar zengin… Yaşananların çokluğunun zenginliği. İnsana ait duyguların doldurduğu çuvallar dolusu bir hazinenin sahibiyiz. Seninle bu kaçıncı konuşmamız, bu kaçıncı kavgamız. Sen beni diniyorsun ben de seni. Neyi değiştirebiliyoruz? Aksaray?da karın tokluğuna peşkeş çekilen genç kızlarınkini mi? Varoş semtlerden üç kuruş için erkeklere mutluluk masajı yapan kadınların mı? Sabah sen uyurken gündüzün hazırlıklarını yapanların mı? Elinde renkli keyif haplarıyla mutluluk arayan liselileri mi? Yeni arazi için kesilen, kesilirken çığlıklarını evrene bırakan ormanların mı? Gecenin bir vakti hastanede parası olmadığı için sürünenlerin mi? Aldatılanların mı? Taşınamadığı için senin depreminde kesin yıkılacak olan yerlerde yaşamak zorunda olanların mı? Söylesene.. Kimin? Sen kimin geleceği için, ben kimin geleceği için gerçekten ne yapıyoruz? Bıraktığım birkaç satırın yaratacağı mucizelere inandım. Deniz yıldızı hikayesine inandım.

 

Susuyorsun, ağırlığınla susuyorsun, bilgeliğinle konuşmuyorsun. Gösteriyorsun. Diyorsun bana sen bunları sayarken vapurun arkasında martılara simit atarak mutlu olanlar da sende yaşıyor. Sen bir gözkırpmanla Haliç?in kıyısında simit yemeyi, Sarıyer?de yarım ekmek balığı eşsiz kılıyorsun. En dar sokaklarında, geçmişin tüm getirdiklerini görmek isteyenlere, görebildiği kadar gösteriyorsun. Olduğun yerde, dürüstçe, herşeyinle açık duruyorsun. Hayatı, yaşamı, şehrin yaşamında kutsuyorsun. Olması gerekene, tercih edilene müdahale etmiyorsun. Evrenin işine karışmıyorsun. Her ?ben?in, her insanın insanın yarattığına ve yarattıklarının sonucuna saygı duyuyorsun. Etiket koymadan. O, şu, bu demeden.

 

Bense yine korkak düşünüyorum. Kabullenmekten kaçarak, başka bir şeyin peşinde gidiyorum. Kendimi temizlemeden, dünyayı, seni temizleyebileceğimi sanıyorum. İçimde bir bütün olamadan, bütüne laf ediyorum. Her acıda benim dışımdaki her şeyi suçlayıp Tanrı?ya kızıp, hatta sana küsüp kendimi acıya boğup örtüyorum. Korkularımı, beceriksizliğimi, tembelliğimi, egolarımın bencilliğini, çocuk olmaya özlemimi, her duvara çarptığımda ağlamamı, ama sanki bunların tam tersini oynadığımı.

 

Ve şimdi vazgeçmek, kaçmak için bahanem var. O öldüğü için bahanem var. Hayır… Bu kez ağlak olmayacağım. Onun öldüğü bu işi, onlarca insanın umut bağladığı bu hayali yarım bırakmayacağım. Yapmak yerine yapmaya çalışanlarla yürümek yerine, düşünceyi eylemle yaşatanların yolundayım. Sonu mu ne olacak? Yarını, bilinmezi neden merak ediyorsun ki? 

 

Kahvemi beklerken kendi hapishaneme kendi isteğimle giriyorum. Bu gece günboyu süren huzursuzluğum, dün, geçen gün patlamayı bekleyen huysuzluğum sahne alacak. Ne yaparsam yapayım yetmiyorum, yetemiyorum. Yalnızlığımın gerçekliğini kabullenmeyi kaldıramıyorum. Tüm çabalarım bir yerde çuvalıyor. O zaman önce bir nedensiz sıkıntı, sonra biraz bulantı, uyku hali, kendimi bırakma isteği. Kendimi yetersiz, işe yaramaz hissettiğim, parmağımı kaldıracak halimin bile kalmadığı, her şeye karamsar baktığım, bir gün gerçekleşen ölümümü yaşamı en fena halinde sekteye vuracak şekilde yorumlama halim.

 

Fiziksel yansımaları midemde başlıyor. Şişkinlik, iştahsızlık,… Sigarayı ben değil, sigara beni içiyor. Hızlı çıkışlar, inişler, birkaç dakika her şey pozitif, sonra negatif,… Tüm pozitif öğretiler, kişisel gelişim kitapları, seminerler, kutsal kitapların huzuru yerini Nietzche?ye bırakıyor.

 

Budala… Budalasın sen… Aklın yolundan şaşıp kalbine saptığın an zayıf insana dönüşüyorsun. Öleceksin. Bir böcek gibi ölüp gideceksin. Zavallılığını sevgiyle başkaları için birşeyler yapmaya çalışarak, izler bırakmak için çabalayarak örtmeye çalışıyorsun. Varolanı, gerçekliğini yadsıyorsun. Sahte evrenler, gezegencikler yaratıp onlara inanıp gün dolduruyorsun.

 

Hepiniz susun… Hepiniz… Her şey… İçeri girip demir parmaklığımı kapatıyorum, kendi hücremde kendimle bırakın. Sessizliğime saygı duyun. Susun…

 

Nefesimi sayıyorum… Burnumdan karnıma dolan hava… Yaşıyorum… Hayattayım… Boyutlardan birindeyim. Hangisi bilmiyorum. Ya her şeyim, ya da hiçbir şeyim…Yalnızlığımı kabullenişimde huzur buluyorum… Ölümü kabullendiğimde huzur buluyorum… He rşeyin gelip geçici olduğunu, her şeyin olduğundan başka çok şey olduğunu akıp geçtiğini hissederek, nehrin tam ortasında suyun akıp geçtiğini, hayatın bu nehir, benim de nehrin ortasındaki kayada oturup şu an nefes alan olduğumu yaşadığımda huzur buluyorum.

 

Kayadan kendimi suya bırakıp, bu kez de suyla yol almaktan, dizime değen balıktan, kolumu çizen ağaç dalından, ayağımı çarptığım taştan huzur buluyorum. Nehrin yatağı kıvrılırken çarptığım duvardan, suyun yavaş yavaş bedenimi kaydırarak beni tekrar akışına almasından huzur buluyorum.

 

Sembollerle inşa ve ifşa edilen hayatın içinde yüzüyorum. Bir kadının teninde dolaşırken, nehrin içinde yüzüyorum. Zeynep ile öpüşürken yüzüyorum. Galata?dan Karaköy?e inerken yüzüyorum… Tinerci Adem ile, Agop Dayday ile, travesti Osman ile, Alexandra Teyze ile, imam Abdullah ile, Kürt Reşo ile, zaafım Şebnem ile, Karadenizli imparator Sedat ile aşklarını her şeye rağmen yaşayan Ozan ve Batu ile, aldatmanın anlamsızlığında yüzen Metin ve Neslihan ile yüzüyorum… Sen de onların hayatlarını benimle birlikte yaşıyorsun… Nehrin içinde sürüklenirken, kimisi ayağıma değen balık, kimisi kolumu çizen ağaç dalı, kimisi nehrin yatağındaki dev kaya… Su akıyor, yaşam devam ediyor.

 

Hepimiz nehrin yatağında nehrin yatağı İstanbul?da…İstanbul kapsayan küme… İstanbul havada, suda… Sembollerin dünyasında sen bulacaksın benim İstanbulumun neyi anlattığını… Harflerimin yetmediği yerde, Muammer?in karelerine bak. Durma elindeki sayfaların sonuna git karelere bak. Orada ara beni, orada ara İstanbul?u orada ara seni…

 

Közde pişen Türk kahvesinin kokusu parmaklıklarımın kilidini açıyor. Köpüklerindeki sözde nazar baloncuklarını sayıyor. Beş, altı, biri patladı… Köpük dudaklarımdan damağıma geçiyor, dilim köpükten aldığı keyfi bedenime yayıyor. Matrix fimindeki biftek sahnesi aklıma geliyor. Sana bakıp gülümsüyorum….n600323191_372536_7828

2 Yorum
  • eda
    16 Şub 2010 21:24

    bir nefeste okuduğum kitap.gerçekten okuduktan sonra sindirebildiğim daha doğrusu sindirmek istemeyip kitabın içinde yaşadığım gözlerimi kapattığımda her sözcüğünü iiçime akıttığım ve okurken o kitabın içinde yaşadığım inanılmaz bir anlatım hani kelimeler kifayetsiz kalır derler yaa gerçektende öyle.etkisini anlatamadığım bir roman.ellerine kalemine ruhuna sağlık:)bize sunduğun bu güzellik için çok teşekkürler.bilmem ne kadar anlattım hissetiğimi:)

  • cevriye türk
    5 Mar 2010 18:29

    sadece arka kapağını okuyup aldığım bir kitaptı … ama içi bambaşka bir dünya… muhteşem bir anlatım, üslup,… daha ne diyim mutlaka okuyun…..

Yorum Yapın