En Çok Yorumlananlar
Rock?n Coke Festivali’ndeyim. Organizasyonun ağırlığından kaçıp biraz da konsere bakayım diyorum. İnsan denizinin ortasında bir yerde sıkışıp kalmışım? Sahneye küçük dev bir kadın çıkıyor. Yıllardır kendini olduğu gibi ifade etmekten vazgeçmeyen bir kadın. Kalabalık coşkulu. Sevgililer, arkadaşlar, orta yaşlı gençler, alkol, batmakta olan güneş? Birkaç şarkı geride kalıyor ve ?Can Kırıkları? introsu başlıyor. Sihirli bir değnek değmiş gibi hava değişiyor. Sanki suratlar değişiyor, bakışlar farklılaşıyor? Arkadaşlar, sevgililer birbirlerinin gözlerinin içine bakıyor, derin, uzak, bazıları ıslak? Şarkının birkaç yerinde birbirlerinin yüzüne bakarak haykırıyorlar ?Benim belki de gizli bir bildiğim var elbette ağlarım benim can kırıklarım var? ?Bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense dünyanın bir ucunda tek başımayım? ?Asıl içimde, içinde yüzdüğüm bir deniz var?. Mesaj açığa çıkıyor. Mesaj bir şarkıda açığa çıkıyor. Siyah ojeli, piercingli, punk saçlı kızın sesiyle kot pantolonunun üzerinde başörtüsünü takan kız; giriş kuyruğunda birbirine iki ayrı dünyanın insanı gibi bakan yupi ile ?ben bu alemin kralıyım Müslüm Baba?ya da giderim The Cure da? diyen bıçkın delikanlı aynı şarkıda, aynı yüz ifadeleriyle şarkının sözlerini haykırıyor. Eğitimli, eğitimsiz, zengin, fakir, marjinal, normal, herkes, içindeki can kırıklarının varlığını haykırıyor. Elli bin yaralı insan?
Gün aydınlanıyor? Uykusuz gecenin dayanılmaz sabahında gerçeklerle hayaller birbirine karışmış. Yollarda şehrin gece sahipleri yerini yavaş yavaş gündüzün sahiplerine bırakıyor. Hep bu şehrin gerçek yaşayanlarının gececiler, figüranlarının ise gündüzcüler olduğunu düşünürdüm. Gece sokaklar daha bir gerçek sanki. Gündüzün korumasından uzak? Sabah kahvaltısını edip kurgulu yaşamın ?repeat? tuşuna basıp yola çıkanlara, ?siz sokaklarda nelerin olduğunu hiç bilemediniz? ifadesiyle bakan gececiler.
Görüntüler akarken ben binlerce parçayım. Her karşılaştığım yüzde farklı bir kimlikteyim. Ruhum, farklı ruhlarda titreşiyor. Onlarca gözden, doğan güneşe bakıyorum. Dolaştıkça kayboluyorum. Hiçbir şey değişmiyor. Şaşırıyorum. Aynı duygular, aynı korkular, aynı? Her şey aynı? Mutsuzluklar aynı, yalnızlıklar aynı? Bedenden bedene geçerken ad değişiyor, kıyafetler değişiyor, dün geceden midemde kalanlar değişiyor, radyodaki şarkı değişiyor, duygular değişmiyor. Duyguların yaşanmışlığı değişse de, varolduğu mekanlar değişse de kendi değişmiyor. Aynı umutsuzluk, aynı arayış, aynı yalnızlık, aynı bıkkınlık? Araçlar farklı, mesajlar aynı. Girdiğim her bedende, ?can kırıkları? ciğerlerime saplanıyor.
Konser alanındaki on binlerce kişi içindeki ?can kırıklarını? haykırıyor. Dünyanın dört köşesinde, Nijerya?da, Irak?ta, Afganistan?da kırıkları yollara dökülüp topuklar altında ezilen yüz milyonları da ekliyorum. Ben de kalabalık içinde şarkıya eşlik ediyorum. 5 dakika boyunca hepimiz ortak noktadayız. Biliyorum şarkı bittiği an, geçici olarak yere bırakılan maskeler alınıp, yeniden takılacak ve neden oynamakta ısrar ettiğimizi bilemediğimiz filme döneceğiz. Can kırıklarımızın üzerini örtüp, saklayacak, acısını için, için yaşayacağız. Dünyanın yarısından fazlası kan ağlarken, kırılıp dökülürken, diğer yarısı da bir tiyatronun içinde can kırıklarının acısıyla yaşamaya çalışırken birilerinin bu ?can kırıkları?ndan besleniyor olması gerek. Birileri ?can kırıkları? üreterek satıyor olmalı. ?Can kırıkları? olmayanlar nerede yaşıyorlar? Öyle birileri yoksa ?can kırığı? üreticileri de can kırıklarıyla yaşıyor demek.
Neden can kırıklarıyla yaşamaya çalışıyoruz? Neden 5 dakikalık bir şarkıda dürüstçe içimizi açıyor, yalnızsak rahatça ağlayabiliyor, isyanımızı haykırıyor, çaresizliğin ve içinde bulunduğumuz yaşantının mutsuzluğunu kavrıyoruz da hemen sonra hiçbir şey yokmuş gibi oyuna katılıyoruz. Belki bunu yapmasak, can kırıklarımız da olmayacak. Yoksa hepimiz iflah olmayacak derin mazoşistler miyiz? Kim bilir belki de? Ama biz böyle yaşamaya alışsak da evren son noktayı koymaya hazırlanıyor.