Bugün geçmişe yolculuk yaptım. Gençliğimin ilk yıllarına… Liseye giden, yaşamı yeni yeni sorgulamaya başlamış çocuğun yanına gittim. Onunla dolaştım, yanında oturdum. Seyrettim… Kulağında ikinci el, elinden büyük beyaz Sony Walkman’iyle Cihangir’de eski Roma Bahçesi’nin olduğu parkta Haliç’İ seyredip şarkılarını dinleyip hayaller kuran çocuğun yanında geçirdim günümü… Ben bir günümde, onun birkaç yılına eşlik etim. Beni farketmedi bile… Yaşlılığımdaki beni şimdi hissedemediğim gibi, o genç delikanlı da farketmedi beni.

Seyyal Taner Dövmesin Yüreğime, İzel Çelik Ercan – Sus, Aşkın Nur Yengi- Susma, Seden Gürel- Eda Özülkü- , Bendeniz – Elimde değil… Hava kararmaya başlarken çantasını sırtına yastık yapıp, Dövmesin Yüreğime’yi güneşin batışını seyrederken beraber dinledik. Onu anlamam zor. O kadar değişti ki herşey.

Yürüyeceği tüm yolları biliyor olmama rağmen ona bir şey söyleyemedim. İyi ki de söyleyemedim… Yürüyeceği yolların, yaşayacağı deneyimlerin büyüsünü bozmamış oldum.

“Yanımda olsan, içimde olsan, soluğum olsan ne olur?

Seninle rüzgarlara uçmak seninle

Yine de anılara buluşmak seninle,

seninle,

acılara gömülmek seninle

yine de seni sensiz sevmek ah ne zor

yine seninle”

Elinden bir kağıt kalem çıkartıp yıllar sonra yayınlanacağı kitabında onbinlerce insana ulaşacağını bilmediği satırları ilk aşkı için karaladı. Yeni aldığı kurşun kaleminin yedek 0,5 ucu yoktu, kalemi iyice yan tutup idare etmeyi çalıştıkça yazı daha bir silikleşiyordu. Devam etti.. Neredeyse artık sadece kendi okuyabileceği belli belirsiz harfler ardı arkasına kağıda dizilir oldu.

Aynı sayfaları akşam odasında tekrar çıkadı yazmaya devam etti. Bu kez de ellerini ısıtmak zorundaydı. Evdekiler yatmış, soba söndürülmüştü. Ev soğudukça, o eşofmanın üzerine bir eşofman daha geçirdi. Ama elleri üşüyordu.En azından sobanın isli kokusu gittikçe azalıyordu. Lodos esip de duman içeri bastı mı, sabaha kadar kaldığı oluyordu kokunun.

Masa lambasında yazarken hayaller kuruyordu. Kazanacağı İletişim Fakültesi’nden annesine alacağı ilk güzel hediyeye, beraber olacağı kadına yapacağı sürprizlerden çocukta önüne çıkacağı çocukların hayallerini gerçek yapacağı günlere kadar hayaller uçuşurken, içindeki bir başkası kalemi hareket ettiriyordu. Tek kasetçalarlı radyoda ise Orhan Çetin, sigarasının dumanını mikrofona üfleyip şiirler okuyordu. Yıllar sonra abisi sinemanın karalı olurken o da ortalardan yok olmuştu.

Orhan Atasoy’un Gemiler’i çalmaya başadığında radyoda kalem durdu. Odasından çıkıp, anneannesinin yattığı holde sürahiden su aldı. Evde herkes uyuyordu. Odasına dışarıdan baktı. Duvarlardaki boyalar kabarmaya başlamıştı yine. Çatının akmasından tek bir şey yüzünden korkuyordu kitaplarının ıslanması. O yüzden de tek tek kaplamıştı kitaplarını. Bir de yangından korkardı kitapları yanıp kül olur diye. Depremin henüz farkında değildi. Masasına oturduğunda gözleri doldu. O an söylemek istedim hayallerinin hepsinin birer birer gerçek olacağını. O an söylemek istedim, her düşüp kalktığında hayata daha bir gülümseyerek bakacağını. Penceresinden Cihangir caddesine bakıp, gördüğü evlerde yaşayan insanların kimler olduğunu, neler yaptığını merak etmeye devam etti sık sık yaptığı gibi.

Harun Kolçak- Bana Ellerini ver… Her bir şarkıda bir yerlere daldı. Kızların centilmen erkeğiydi, ama o hala aşık olacağı kadının ne zaman karşısına çıkacağını soruyordu. Babasını örnek alıyordu. Annesi ve kendisi için her fedakarlığı yapan babası gibi olmak için sabırsızlanıyordu. O daha da fazlasını yapacaktı… Onun çocukları, bir kutu kolayı bitmesin diye yudum yudum saklaya saklaya içmek zorunda kalmayacaktı. Sadece kendi çocukları değil, çocuklar doya doya kola içiyorlardı onun hayallerinde…

Harun Kolçak- Yıllar… Radyo popüler sanatçıların üç şarkısını arka arkaya çalıyordu. Bir daha savruldu düşünceleri…”Nasıl bırakıp bizi gitti günler, geceler, nerede önümüzdeki uzun uzun seneler, bu hazin bu ezik duruş kabul ediş neden, bu hayal kim kim bu resimler? Yıllar, yıllar saçıma gümüş teller, elime sola güller, yüzüme derin izler çizdiniz, yıllar yıllar niye batıyor günler, hani nerede dünler ya siz nerede bittiniz.. Dönemem dönemem artık geriye dönemem yaşadım dolu dizgin yorgunum çok dönemem” Bu kadar genç olmasına rağmen, yaşlılarla çok zaman geçirdiği için miydi yaşlılığını bu kadar çok düşünmesi, izler bırakmak istemesi,…Yoksa yapmak istediği çok şey olduğu için miydi? Yaşamı bir mücadele sanıyordu. Savaştıkça kazanamayacağını da söylemek ister gibi oldum, ama kendisi öğrenecekti nasıl olsa…

Kendi ilkokul yıllarını hatırladı. Benim şimdi onun yanında olduğum gibi o da ilkokuldaki halinin yanına gitti. Dedesinin ölümünü hatırladı, yeniden yaşadı. Kendinden ufak çocuğu döven çocuğun üzerine atlayıp yediği dayağı hatırladı. Olsun o çocuğun annesi yoktu, babası kaptandı. Ve uğruna dayak yediği çocuk sonrasında onunla beslenme çantasındaki kavurmalı ekmeği paylaşmıştı ki, ilk kez bu sayede kavurmayla tanışmıştı. O çocuğun birkaç yıl önce babasının izinde gemide öldüğünü de söyleyemedim.

Yatağına gitmeden önce günlüğüne yazdıklarını okudum. Günlüğünü karıştırdım. O günlükte, bugün de yapılmaya devam edilenler, yapılacaklar var. Bazıları oldu bitti. Bazıları olacak… Hala bu akşam benim günlüğüme yazılacak. Bugün bir şekilde benimle olan sen  acaba o gece ne yapıyordun?

Radyo kanalını manuel eliyle ayarladı ve 100.5’i yakalamış olduğunu tahmin etti çalan müzikten…Ne de olsa bir tane slow yabancı müzik radyosu vardı… Dinlediği birkaç yabancı grup vardı. Onları da Ömer Karacan Pop Saati ve tüm siyahileri çikolata renkli sanatçı olarak niteleyen sakallı abiden izliyordu. Daha ne Massive Attack ile tanışmıştı, ne Faithless ile ne de .. Buz gibi yatağına uzanıp, ısınmayı beklerken müziği kapatmadı. Sabah uyandığında babası kapatacak o uyanmadan önce…

Ben ise şimdi, şu anda Kazantzidis- iparho’yu dinliyorum. Üşenme bir bak, sözleri tüylerimi diken diken ediyor hala… Arkadan Dalaras-Stin Alana, Oi Va Voi – Refugee… Ve Alanis Morisette – Uninvited… Türkçe popta 90’ların tadını bulamıyorum. Bu yolculuk bana çok iyi geldi. Nereden yola çıktığımı, nereye gitmekte olduğumu hatırlattı… Sen de dene çok iyi geliyor. Ama asla bir şeyler için “keşke” deme… Bugünkü seni yaratan geçmişine sahip çık, kurcalama… İyisiyle kötüsüyle…Yemek hazırlamaya geçmeden önce 90’lardan bir tane daha.. Bendeniz- Müjdeler ver. Çok güzeell… Artık odamdan çıkacağım, acıktım. Yarın da yeni bir gün başlayacak. Daha seninle paylaşacağımız çok şey var. Belki bir 15 yıl sonra bugünü yazacağım… Şimdilik hoşçakal…

Yorum Yok
  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın