En Çok Yorumlananlar
Bizi olgunlaştıran tek gerçek duygu ?acı?dır? Ve hepimiz bir tek şey için yaşarız ondan kaçmak için. Hayatta değişmeyen tek mutlak gerçek ölümdür. Ve biz ölümden kaçmak için yaşarız. Sonunda hayata yabancılaşarak?
Kusursuz insanın olmadığından çok; her insanın ne kadar kusurlu olduğunu görüp şaşırırız. Dahası, en imrendiklerimizin yakınına geldiğimizde burnumuzu tutup geri kaçarız. En hırslı, en çalışkan olanın aslında unutmak için, görmemek için koşabildiği kadar hızlı koştuğunu anlarız. Mutluluğun değil, mutsuzluğun doğal olduğunu deneyimlemeye başladığımız anda depresyona girer, arayış üzerine arayış içinde yorulur, tükeniriz.

Hayran olduklarımızın da bizler gibi olduğunu fark ettiğimizde düş kırıkları içinde yüzeriz. Taptığımız erkeğin, aşık olduğumuz kadının maskeleri zaman içinde aşınıp, delikler açılmaya başlar. Genellemelerin çok da yanlış olmadığının anlaşılması umutların tükendiği ana rastlar. Parayı küçümserken, aşağılarken, paraya tapanlara burun kıvırırken, paranın nasıl bir kilit olduğunu görüp kuyruklarımızı indiririz.
Her hafta sonunun gelmesini iple çeker, ulaşmak istediğimiz zamanı düşünüp, var olduğumuz zamanı hiçe sayarken; ayların, yılların hızlı geçişine kızar, yaşlandığımızdan dem vururuz. Akıp giden zaman, bizi en büyük korkumuz ölüme taşırken, biz ölüme karşı galip oynadığımız dakikaları harcarız.
İyi-kötü, güzel-çirkin gibi hayatımız da ikilemlerden ibarettir aslında. Afrika?yı görmek isteriz, banka hesabımızın azalmasını istemeyiz; yazın herkesin bakacağı kalçalara sahip olmak isteriz, ama çalışırken akşam televizyon karşısında yiyeceğimiz profiterolü düşünerek mutlu oluruz. Mutluluklarımız birbirine düşmandır. İyi bir fiziğe sahip olmak da mutlu eder, kebabı dürüme sarıp yemek de? İstediğimiz şeyler giymek de kredi kartı borcumuzun olmaması da? İki mutluluk? İki düşman? Ve biz ne yaparız. Acıdan kaçma dürtüsünün sabırsızlığında kısa vadede olan mutluluğu seçer, uzun vadedeki mutluluğu rafa kaldırırız. Sonbahardan yaza o kadar ay varken akşamki keyiften mahrum kalmak niye. Sonra yaz gelince fiziğimiz yüzünden yeniden mutsuzluk. Kaç kez bir şeylere başladık ve kaç kez yarım bıraktık. Oysaki bugüne kadar farklı alanlardaki onlarca başlangıcımızdan birini sürdürebilsek ne kadar kalıcı sonuçlar alabilirdik. Bugün bize uzak kalan hayallerden kaçı gerçeğe dönüşmüş olurdu. Ne var ki acıya karşı o kadar dayanıksızız ki, küçük mutluluklar, zevkler için; büyük meyvelere hiçbir zaman ulaşamıyoruz. Bedel ödemek çoğu zaman zor gelir.
Bugün imrendiğimiz insanların, istisnalar kaideyi bozmaz, bizden en büyük artısı hayalleri için ödedikleri bedellerdir. Özendiğimiz her başarının, her zevkin bir bedeli var. Bu bedel ödenmedikçe ulaşmak da yok. Çoğu zaman bu bedellerden daha küçük mutluluklar için kaçıyoruz ya da daha kötüsü ödediğimiz bedel için söyleniyor, yaşamı cehenneme çeviriyoruz. Lüks bir restoranda yemek yemenin keyfini, hesabı ödedikten sonra yaşadığımız mutsuzlukla tüketiyoruz. Spor gidip ter dökmek yerine devirip kıçımızı televizyon seyretmenin keyfine varıyoruz sonrasında da için içimizi yiyor, vicdan azabı çekiyoruz. İçinde yaşadığımız metropol hayatı bize sayısız ikilem sunarak bunaltıyor.
Ferrarisini Satan Bilge?yi koşa koşa alıp, bir solukta okuyup; yeni çıkan otomobilleri izlemeye fuara koşuyoruz.
Aynı anda birçok şey olmaya çalışıp hiçbir şey olamıyoruz. Tıpkı aynı anda birçok şeyi yaşamaya çalışıp hiçbir şey yaşayamadığımız gibi?
yaşanan ama ifade edilemeyen herşeyi,bizim için ifade ettiğin için teşekkürler..