En Çok Yorumlananlar
Yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan?
Gazete manşetleri mi kamuoyunu yaratıyor, kamuoyu mu gazete manşetlerini?
?Kamuoyu son gelişmelerden rahatsız.?, ?Arkamızda kamuoyu desteği var.?, ?Kamuoyunun yansıttığı tepkiler…? ?Kamuoyunda krizin etkisinin azaldığı görülüyor?? Bir de kamuoyuna sormak gerekir?…

Gazete manşetlerinden seçim kampanyalarının dayatılmasına, sayısız kararın alınıp uygulanmasından parti liderlerinin yaptığı açıklamalara, savaş ilanlarına kadar dayanak arayan her açıklamanın altından kamuoyu çıkıyor. Kamuoyu denen bu güç nasıl bir şeydir ki bu kadar etkili bir silah, zaman zaman da bir tehdit unsuru olarak öne sürülüyor.
Kamuoyu ile ilgili cevap aradığım bir soruyu sizlerle paylaşmak istiyorum. ?Kamuoyu?olarak isimlendirilen kavramın ardında ne var? Kamuoyu, çoğunluğun taşıdığı değerlerin yansıdığı bir uzlaşma noktası mıdır? Yoksa kendini iyi ifade eden, günümüze uyarlarsak kitle iletişim araçlarını etkin kullanan, organize olmayı başarmış azınlığın çıkarttığı ve manipüle ettiği ses midir?

Bu iki cevap arasında gidip gelirken Neumann aklıma geliyor. E.N. Neumann?ın ?sessizlik sarmalı? kuramına göre öne çıkmış olan görüşler güçlenme eğilimini gösteriyor. Öne çıkan görüşün karşısında kalanlar da zaman içinde gerilemeye başlıyor. Öyleyse gazete manşetleri, Tv bantları mı kamuoyunu yaratıyor? Bugün yadırgadığımız bir haberi göre göre belki de bir hafta sonra benimsemeye başlıyoruz.
Medya iletişim bilimlerini ve disiplinlerini çok iyi biliyor artık. Son Afganistan savaşında Amerika medyasının yaptığı propagandanın etkinliğini savaş karşıtı seslerin cılızlığı gösteriyor. Vietnam savaşı sırasında böyle miydi? Bu kez Amerika dışarıdaki başarı için içerideki kamuoyu desteğinin gerekliliği bilinciyle yola çıktı. 11 Eylül?den başlayarak medya izlendiğinde stratejileri yakalamak mümkün. Örneğin ilk günden başlayarak resmi açıklamalarda savaş sözcüğü tek başına hiç yok. Teröre karşı savaş ve Amerika?ya yapılan haksız saldırı var… Gerçekliği ve zamanlaması tartışılan Filistin?den sevinç gösterileri… ?İslam? ve ?Terör? sözcüklerinin yan yana kullanımı… Bush?un Haçlı Savaşı dil sürçmesi(?) hemen ardından da cami ziyaretleri… Onlar ve biz… Afganistan?a atılan yiyecek paketlerinin içine yerleştirilen radyolar… Kulelere çarpan uçak pilotlarının kimliklerinin açıklanmaması… Savaş karşıtı medyanın akıllı manevralarla sindirilmesi…
Sonuç neydi? Teröre karşı koskocaman bir ittifak. ?Dünya kamuoyu bunu destekliyor?. Acaba?
1938 ünlü Münih krizine bir bakalım. Münih Konferansı?nda Hitler ve Mussolini?ye Çekoslavakya?yı perişan edecek tavizlerin verilmesinin ardından Fransız kamuoyunun büyük çoğunluğunun Münih yanlısı olduğu açıklandı. Siyasetçiler arasında sadece komünistlerin ve birkaç bağımsız ismin anlaşmalara karşı çıktığı haftalarca gazetelerde anlatıldı. O dönemin basını incelendiğinde birkaç gazete dışında tüm gazeteler aynı mesajı veriyordu: Kamuoyu Hitler?e karşı bir direniş politikasını reddediyordu. Neredeyse Çekoslavakya için ölmeye hazır bir tek Fransız bile yoktu.
1939 yılında Jean Stoetzel tarafından kurulan Fransız Kamuoyu Enstitüsü?nün yayınladığı araştırma sonuçları ise farklı bir gerçeği ortaya koyuyor. Fransızlar?ın %57?si anlaşmayı doğru bulduklarını söylerken, %37?si buna karşı olduğunu ifade ediyor. %6?nın yorumu yok. %37?lik karşıt görüş oranı, Fransız Komünist Partisi oylarının üç katından fazla. Öyleyse, Almanlara karşı olanlar sadece Komünistler değildi. Ve belki de anlaşmayı doğru bulan %57?nin bir bölümü gazete manşetlerinin etkisinde kanaatlerini oluşturmuştu. Hele ki Mart 1939?un Haziran ayında Prag?a düzenlenen Hitler bombardımanlarının ardından yapılan araştırmalar her altı Fransız?dan beşinin Almanya?yı kınadığını ortaya koyuyor.
21 yüzyıl insanı habere anında ulaşıyor. Internet gibi bir gücü var. Ancak, her ne olursa olsun henüz kamuoyu güvenilirliği tartışılmaya devam ediliyor. Aslında kamuoyunun kim olduğu bilinmiyor. Fısıltı gazetesi gücünü koruyor. Siyasiler hiç bıkmadan yalan söylüyor. Bazı gazeteler taraf tutuyor. Bazıları inadına direniyor doğrunun ve gerçeğin uğrunda. Sessiz çoğunluk küçüleceğine büyüyor. Konuşanlar bağırıyor. Bağıranlar söz sahibi oluyor. Aziz Nesin?in bir hikayesinde olduğu gibi başsız kalanların lideri mahallenin delisi oluyor. Gazete sahipleri ticaret yapıyor, politikaya atılıyor, kavga ediyor. Bu yüzden manşetler bulanık görünüyor. Gelişmekte olan ülkemizde(?), sistemin her noktası kendini sorgularken, dört bir yandan çatırtılar gelirken ?medya? da kendini sorguluyor. Medya her şeyden önce siyaset yapanların ağzını sulandırıyor. Propagandanın en güçlü aracı olarak medyayı kullanmak istiyor. İster dünyanın süper gücü olsun isterse en ilkel kabilesi. Hiçbir şey olmuyorsa, gücü yeten kendi medyasını yaratıyor ya da varolanı seslendiriyor. Soru işaretleri çok fazla. Hepsi de uzun uzun tartışılacak boyutta.
Şimdi tekrar başa dönelim. ?Kamuoyu? olarak isimlendirilen kavramın ardında ne var? Kamuoyu, çoğunluğun taşıdığı değerlerin yansıdığı bir uzlaşma noktası mıdır? Yoksa kendini iyi ifade eden, günümüze uyarlarsak kitle iletişim araçlarını etkin kullanan, organize olmayı başarmış azınlığın çıkarttığı ve manipüle ettiği ses midir?
En azından yapmamız gereken bir şey var. Ödüllü ?anchorman?lerimizin ağzından çıkan sözcükleri, renkli gazetelerimizin 72 puntoluk manşetlerini, kıtalara ulaşan uluslararası televizyonların görüntülerini çağımızın hastalık derecesindeki hızlı temposu içinde zihnimize kaydetmeden önce biraz sorgulamak ve arkasındakini görmeye çalışmak. Belki bu kadarı bile daha iyi olanı yaratmak için hepimize güç kazandırır.