<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aret Vartanyan &#187; Aret&#8217;den Yazılar</title>
	<atom:link href="http://www.aretvartanyan.com/index.php/kategori/aretden-yazilar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aretvartanyan.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 18:49:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Geçmişteki Bana Kısa Bir Ziyaret</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gecmisteki-bana-kisa-bir-ziyaret/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gecmisteki-bana-kisa-bir-ziyaret/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 18:49:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=861</guid>
		<description><![CDATA[Bugün geçmişe yolculuk yaptım. Gençliğimin ilk yıllarına&#8230; Liseye giden, yaşamı yeni yeni sorgulamaya başlamış çocuğun yanına gittim. Onunla dolaştım, yanında oturdum. Seyrettim&#8230; Kulağında ikinci el, elinden büyük beyaz Sony Walkman’iyle Cihangir’de eski Roma Bahçesi’nin olduğu parkta Haliç’İ seyredip şarkılarını dinleyip&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün geçmişe yolculuk yaptım. Gençliğimin ilk yıllarına&#8230; Liseye giden, yaşamı yeni yeni sorgulamaya başlamış çocuğun yanına gittim. Onunla dolaştım, yanında oturdum. Seyrettim&#8230; Kulağında ikinci el, elinden büyük beyaz Sony Walkman’iyle Cihangir’de eski Roma Bahçesi’nin olduğu parkta Haliç’İ seyredip şarkılarını dinleyip hayaller kuran çocuğun yanında geçirdim günümü&#8230; Ben bir günümde, onun birkaç yılına eşlik etim. Beni farketmedi bile&#8230; Yaşlılığımdaki beni şimdi hissedemediğim gibi, o genç delikanlı da farketmedi beni.</p>
<p>Seyyal Taner Dövmesin Yüreğime, İzel Çelik Ercan – Sus, Aşkın Nur Yengi- Susma, Seden Gürel- Eda Özülkü- , Bendeniz – Elimde değil&#8230; Hava kararmaya başlarken çantasını sırtına yastık yapıp, Dövmesin Yüreğime’yi güneşin batışını seyrederken beraber dinledik. Onu anlamam zor. O kadar değişti ki herşey.</p>
<p>Yürüyeceği tüm yolları biliyor olmama rağmen ona bir şey söyleyemedim. İyi ki de söyleyemedim&#8230; Yürüyeceği yolların, yaşayacağı deneyimlerin büyüsünü bozmamış oldum.</p>
<p>“Yanımda olsan, içimde olsan, soluğum olsan ne olur?</p>
<p>Seninle rüzgarlara uçmak seninle</p>
<p>Yine de anılara buluşmak seninle,</p>
<p>seninle,</p>
<p>acılara gömülmek seninle</p>
<p>yine de seni sensiz sevmek ah ne zor</p>
<p>yine seninle”</p>
<p>Elinden bir kağıt kalem çıkartıp yıllar sonra yayınlanacağı kitabında onbinlerce insana ulaşacağını bilmediği satırları ilk aşkı için karaladı. Yeni aldığı kurşun kaleminin yedek 0,5 ucu yoktu, kalemi iyice yan tutup idare etmeyi çalıştıkça yazı daha bir silikleşiyordu. Devam etti.. Neredeyse artık sadece kendi okuyabileceği belli belirsiz harfler ardı arkasına kağıda dizilir oldu.</p>
<p>Aynı sayfaları akşam odasında tekrar çıkadı yazmaya devam etti. Bu kez de ellerini ısıtmak zorundaydı. Evdekiler yatmış, soba söndürülmüştü. Ev soğudukça, o eşofmanın üzerine bir eşofman daha geçirdi. Ama elleri üşüyordu.En azından sobanın isli kokusu gittikçe azalıyordu. Lodos esip de duman içeri bastı mı, sabaha kadar kaldığı oluyordu kokunun.</p>
<p>Masa lambasında yazarken hayaller kuruyordu. Kazanacağı İletişim Fakültesi’nden annesine alacağı ilk güzel hediyeye, beraber olacağı kadına yapacağı sürprizlerden çocukta önüne çıkacağı çocukların hayallerini gerçek yapacağı günlere kadar hayaller uçuşurken, içindeki bir başkası kalemi hareket ettiriyordu. Tek kasetçalarlı radyoda ise Orhan Çetin, sigarasının dumanını mikrofona üfleyip şiirler okuyordu. Yıllar sonra abisi sinemanın karalı olurken o da ortalardan yok olmuştu.</p>
<p>Orhan Atasoy’un Gemiler’i çalmaya başadığında radyoda kalem durdu. Odasından çıkıp, anneannesinin yattığı holde sürahiden su aldı. Evde herkes uyuyordu. Odasına dışarıdan baktı. Duvarlardaki boyalar kabarmaya başlamıştı yine. Çatının akmasından tek bir şey yüzünden korkuyordu kitaplarının ıslanması. O yüzden de tek tek kaplamıştı kitaplarını. Bir de yangından korkardı kitapları yanıp kül olur diye. Depremin henüz farkında değildi. Masasına oturduğunda gözleri doldu. O an söylemek istedim hayallerinin hepsinin birer birer gerçek olacağını. O an söylemek istedim, her düşüp kalktığında hayata daha bir gülümseyerek bakacağını. Penceresinden Cihangir caddesine bakıp, gördüğü evlerde yaşayan insanların kimler olduğunu, neler yaptığını merak etmeye devam etti sık sık yaptığı gibi.</p>
<p>Harun Kolçak- Bana Ellerini ver&#8230; Her bir şarkıda bir yerlere daldı. Kızların centilmen erkeğiydi, ama o hala aşık olacağı kadının ne zaman karşısına çıkacağını soruyordu. Babasını örnek alıyordu. Annesi ve kendisi için her fedakarlığı yapan babası gibi olmak için sabırsızlanıyordu. O daha da fazlasını yapacaktı&#8230; Onun çocukları, bir kutu kolayı bitmesin diye yudum yudum saklaya saklaya içmek zorunda kalmayacaktı. Sadece kendi çocukları değil, çocuklar doya doya kola içiyorlardı onun hayallerinde&#8230;</p>
<p>Harun Kolçak- Yıllar&#8230; Radyo popüler sanatçıların üç şarkısını arka arkaya çalıyordu. Bir daha savruldu düşünceleri&#8230;”Nasıl bırakıp bizi gitti günler, geceler, nerede önümüzdeki uzun uzun seneler, bu hazin bu ezik duruş kabul ediş neden, bu hayal kim kim bu resimler? Yıllar, yıllar saçıma gümüş teller, elime sola güller, yüzüme derin izler çizdiniz, yıllar yıllar niye batıyor günler, hani nerede dünler ya siz nerede bittiniz.. Dönemem dönemem artık geriye dönemem yaşadım dolu dizgin yorgunum çok dönemem” Bu kadar genç olmasına rağmen, yaşlılarla çok zaman geçirdiği için miydi yaşlılığını bu kadar çok düşünmesi, izler bırakmak istemesi,&#8230;Yoksa yapmak istediği çok şey olduğu için miydi? Yaşamı bir mücadele sanıyordu. Savaştıkça kazanamayacağını da söylemek ister gibi oldum, ama kendisi öğrenecekti nasıl olsa&#8230;</p>
<p>Kendi ilkokul yıllarını hatırladı. Benim şimdi onun yanında olduğum gibi o da ilkokuldaki halinin yanına gitti. Dedesinin ölümünü hatırladı, yeniden yaşadı. Kendinden ufak çocuğu döven çocuğun üzerine atlayıp yediği dayağı hatırladı. Olsun o çocuğun annesi yoktu, babası kaptandı. Ve uğruna dayak yediği çocuk sonrasında onunla beslenme çantasındaki kavurmalı ekmeği paylaşmıştı ki, ilk kez bu sayede kavurmayla tanışmıştı. O çocuğun birkaç yıl önce babasının izinde gemide öldüğünü de söyleyemedim.</p>
<p>Yatağına gitmeden önce günlüğüne yazdıklarını okudum. Günlüğünü karıştırdım. O günlükte, bugün de yapılmaya devam edilenler, yapılacaklar var. Bazıları oldu bitti. Bazıları olacak&#8230; Hala bu akşam benim günlüğüme yazılacak. Bugün bir şekilde benimle olan sen  acaba o gece ne yapıyordun?</p>
<p>Radyo kanalını manuel eliyle ayarladı ve 100.5’i yakalamış olduğunu tahmin etti çalan müzikten&#8230;Ne de olsa bir tane slow yabancı müzik radyosu vardı&#8230; Dinlediği birkaç yabancı grup vardı. Onları da Ömer Karacan Pop Saati ve tüm siyahileri çikolata renkli sanatçı olarak niteleyen sakallı abiden izliyordu. Daha ne Massive Attack ile tanışmıştı, ne Faithless ile ne de .. Buz gibi yatağına uzanıp, ısınmayı beklerken müziği kapatmadı. Sabah uyandığında babası kapatacak o uyanmadan önce&#8230;</p>
<p>Ben ise şimdi, şu anda Kazantzidis- iparho’yu dinliyorum. Üşenme bir bak, sözleri tüylerimi diken diken ediyor hala&#8230; Arkadan Dalaras-Stin Alana, Oi Va Voi – Refugee&#8230; Ve Alanis Morisette – Uninvited&#8230; Türkçe popta 90’ların tadını bulamıyorum. Bu yolculuk bana çok iyi geldi. Nereden yola çıktığımı, nereye gitmekte olduğumu hatırlattı&#8230; Sen de dene çok iyi geliyor. Ama asla bir şeyler için “keşke” deme&#8230; Bugünkü seni yaratan geçmişine sahip çık, kurcalama&#8230; İyisiyle kötüsüyle&#8230;Yemek hazırlamaya geçmeden önce 90’lardan bir tane daha.. Bendeniz- Müjdeler ver. Çok güzeell&#8230; Artık odamdan çıkacağım, acıktım. Yarın da yeni bir gün başlayacak. Daha seninle paylaşacağımız çok şey var. Belki bir 15 yıl sonra bugünü yazacağım&#8230; Şimdilik hoşçakal&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gecmisteki-bana-kisa-bir-ziyaret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Beyoğlu Rapsodisi: Madam Anahit</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/843/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/843/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 21:14:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=843</guid>
		<description><![CDATA[Muammer Yanmaz üstadın  fotoğraflarına yazacağımız hikayelerle  yaratacağımız &#8220;40 Nevizade Hikayesi&#8221;nin ilki&#8230;

Bir Rum gencine, Yorgo’ya aşık olduktan sonra akordeon çalmaya başlayan Anahit,42 yıl boyunca Çiçek Pasajı’ndaki misafirlerine “Yıldızların Altında” söyledi.
Çiçek Pasajı’nı mesken edinen İstanbul Beyefendileri’nin misafiri oldu. Ta ki, İstanbul&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muammer Yanmaz üstadın  fotoğraflarına yazacağımız hikayelerle  yaratacağımız &#8220;40 Nevizade Hikayesi&#8221;nin ilki&#8230;</p>
<p><a href="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/anahit.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-845" title="anahit" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/anahit-300x294.jpg" alt="" width="300" height="294" /></a></p>
<p>Bir Rum gencine, Yorgo’ya aşık olduktan sonra akordeon çalmaya başlayan Anahit,42 yıl boyunca Çiçek Pasajı’ndaki misafirlerine “Yıldızların Altında” söyledi.</p>
<p>Çiçek Pasajı’nı mesken edinen İstanbul Beyefendileri’nin misafiri oldu. Ta ki, İstanbul çehresini değiştirene kadar.  Kendine “Cebi Delik” ünlü diyecek kadar mütevazi, son günlerindeki zor koşulların içinde makyajını yapıp, hanımefendiliğinden hiçbirşey kaybetmeyecek kadar güçlüydü. Çiçek Pasajı’nın masalarını tutanlar değiştikçe Anahit, Çiçek Pasajının yaşlı akordeoncusu muamelesini görmeye başladı. Kalabalığın arasına sıkışmış beyefendiler ise masalarında Anahit’i ağırlamak için gider olmuşlardı Çiçek Pasajı’na. Çiçek Pasajı’nda İstanbul’u yaşatan son çiçek olmuştu.</p>
<p>Şanlıyım biliyor musun? Şanslıyım çünkü “Yıldızların Altında’yı hem çocukluğumda hem gençliğimde Anahit Kuyrig (abla)’in sesinden dinledim. İlk tanıştığımda yanımda hovarda dedemleydik. Sokağın başından dedemi tanımış, masamıza gelmiş, dedemin onu görür görmez doldurduğu kadehini tokuşturmuştu. O gün, şen şakraklığını aralara kata kata sohbet ederken, aşık olduğu Rum gencinin ismini fısıldadı masaya&#8230;Fısıldadı ve gözleri dolu dolu daha bir sarılarak dokundu akordeonuna&#8230; Sanki bir sır belledim o anı. Adı geçen, anılan dost sohbetlerinde bile kimselere söylemedim. Söylemeyeceğim de&#8230; O gün masada çiçekli bluzu, siyah eteği, gelen, elinde bir iki bilezik, kulaklarında küpeleriyle karşımda oturan Anahit ile bizim sırrımız. Kim bilir kaç kişi biliyordur ya bunu.. Ne önemi var ki? Çocukluğumdan bir derin anı&#8230; Ve o gece tuvalete giderken, ayağına bastığımda gülümseyip, başımı okşayan, güzel olan her şeye aşık olan kadındı&#8230;</p>
<p>Yirmili yaşlarımda Çiçek Pasajı’na giderken ise karşımda başka  bir Anahit Kuyrig vardı. Yan masalarda sofra adabını bile birkaç sima araayıp bulamazken, muhabbet yerine gürültü içinde içerken Anahit, bir son umuda dönüşmüştü benim için&#8230; Ama o farklıydı artık. Gözleri bir hüzünlü bakar olmuştu. Yıllarca o sokakları izleyen gözler buğulu bakıyor, bıkkınlık, umutsuzluk yüzündeki derin çiziklere yansıyordu. Gülümseyişinde hala çocukluğumda tanık olduğum kadın yaşıyordu, bir anda da sönüp çok uzaklara gidiyordu.  Son gününe kadar eksik etmediği ruju, makyajı ve gözlükleriyle&#8230; Çuvalla para verseler bile hoşlaşmadığında çalmayan kadın,ikinci eşinin ölümünden sonra geçinebilmek için düğünlerde bile üç beş kuruşa çalar olmuştu. İçki alemindeki tek kavgamdı, Çiçek Pasajı’nda Anahit ile dalga geçenlerin masasına koşmam&#8230; Bilmiyorlardı bu kadının nasıl soylu bir aileden geldiğini, bir zamanlar boğazda yalıları olduğunu&#8230;</p>
<p>Onu tanıyanlar azaldı&#8230;Sokaktaki çalgıcılarla, hatta dilencilerle karıştırılır, aynı muameleyi görür oldu. Binalar değişiyordu, kıyafetler değişiyordu, insanlar cep telefonlarından konuşuyordu, ama Beyoğlu ölüyordu. Anahit’in yaşamına tanıklık eden insanlar gibi, sokaklar da, binalar da yitiyordu. Mide kanserine yakalanan Anahit, hasta olduğu dönem de bile kaçtı gitti Çiçek Pasajı’na. Akordeonun nağmelerini armağan etti, her geçen gün uzaklaştığı yabancılara&#8230;</p>
<p>Çiçek Pasajı’nın kapı komşusu Üç Horan Kilisesi’nde sessilik hakimdi, dostlar ya gelmemişler ya da çoktan onun yeni  yaşamında karşılamaya gitmişlerdi. Dostların nicesi çoktan göçüp gitmişti&#8230; Kilisenin sessizliğine rağmen akordeonundan dökülenler kulaklarını dolduruyordu üç beş  kalanın&#8230;</p>
<p>Anahit Kuyrig, ne zaman gitsem Çiçek Pasajı’na, bırak pasajı Balıkpazarına, aklımda gelmediğin bir gün olmuyor. Son günlerinde “Burada ölüp gideceksin, yaşlandın” diye kovaladılar seni&#8230;  Nafile&#8230;Öyle bir yerleşmiş ki makyajın, rujun, hanımefendi duruşun; öyle bir sinmiş ki parmaklarından dökülen notalar silinmiyorsun, kaybolmuyorsun. Varsın tanımasın seni yeni alemciler, varsın kadehler tokuşurken gözükme gözlerine sen ordasın&#8230;</p>
<p>Hem sadece ben hatırlamıyorum ki seni&#8230; Nice aşıklar sen Yıldızların Altında’yı söylerken sarılmadılar mı birbirlerine&#8230; Derdini dinlemedin mi yüzlerce müdavimin&#8230; Sen her birinin Beyoğlu hikayesinde  yaşıyorsun&#8230;  Bak o hınzır dediğin gülüşümle söylüyorum ki merak etme, seni anmadan anlatamazlar Pera’yı&#8230;</p>
<p>Sadece Çiçek Pasajı değil, Beyoğlu dolup taşıyor her bir sokağında&#8230; Masalarda yer kalmıyor, kadehler boş durmuyor. Muhabbet, muhabbet olmasa da muhabbete benziyor. Ben de arasına karışıyorum sokakların&#8230; Bir iki tek atıyorum. Biliyor musun artık Çiçek Pasajı’ndan çok doluyor Asmalı&#8230; Nevizade ise bildiğin Nevizade&#8230;Son günlerinde Çiçek Pasajı’ndan çok geldiğin Nevizade’de müdavimler masalaranı kaptırmıyor&#8230; Efe’ler, efeliklerini sürdürüyor</p>
<p>Birazdan çıkacağım&#8230; Senin gibi rakımı dolduracağım, senin gibi tadını çıkartarak içeceğim&#8230; Bugün canımı sıkan bri sürü şeye, senin duruşunla gülümseyeceğim. Yeni arkadaşlarını kıskanıyorum. Kimbilir onlara neler çalıyorsundur. Aramızda da hiç susmamalısın. Pera’yı Pera yapan daha yüzlerce değerin yaşamak zorunda&#8230; Aşıklar için, yazarlar için, besteciler için, İstanbul’u yaşayanlar için&#8230;Kulaklarımda Kazancidis’İn İparho’su&#8230; Tüylerim diken diken oluyor, siyah beyaz videosuyla dinleyince&#8230;Kızma&#8230;Yapamadım&#8230; Gözlerim dolmadan masamdan kalkamadım. Huzur içinde uyu ve gülümse&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/843/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk Nedir? &#8211; 2</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ask-nedir-2/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ask-nedir-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Mar 2010 22:11:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=797</guid>
		<description><![CDATA[Seni sevmem için sana dokunmam gerekmiyor&#8230; El ele yollarda dolaşmam, insanların gözleri önünde öpüşmem gerekmiyor&#8230; Hatta öpüşmem de gerekmiyor. Gözlerinle konuşmak, gözlerimle konuşman yetiyor. Sevgini hisetmem için göstermen gerekmiyor&#8230; Kalbinin atışını görmem için ten tene olmamıza  da  gerek yok. Havada&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seni sevmem için sana dokunmam gerekmiyor&#8230; El ele yollarda dolaşmam, insanların gözleri önünde öpüşmem gerekmiyor&#8230; Hatta öpüşmem de gerekmiyor. Gözlerinle konuşmak, gözlerimle konuşman yetiyor. Sevgini hisetmem için göstermen gerekmiyor&#8230; Kalbinin atışını görmem için ten tene olmamıza  da  gerek yok. Havada yayılıyor hissettirdiklerin, bedenime doluyor. Vuslat yormuyor, aşkın kendisini anlatıyor.  Kuru kıskançlıklarımız, kavgalarımız da yok, saf bir sevgi sarıyor sen ve bende beni&#8230; Kokun burnuma dolduğunda tüm ruhun içime doluyor. Parfümün değil, parfümünle taşınan senin kokun&#8230;</p>
<p>Sözleşmelerimiz yok. Ne aldattığını ne de aldattığımı düşünüyoruz. Ne sen benimsin ne de sen benim. Ama gözlerimiz doluyor sebepsiz; bir fincan kahveyi yudumlarken. Özlem bize eşlik ediyor. Birbirimize ait olmamanın hafifliğinde, aşkın ağırlığı eziyor yüreklerimizi&#8230; </p>
<p>“Seni Seviyorum” demedik birbirimize&#8230; Duymaya hiç ihtiyaç duymadık ki&#8230; Sen benim “aşk” tarifim oldun giderken bile&#8230;<br />
Ben seni aradım vuslatın olmadığı her dokunuşta, bedende, adı aşk konmuş tüm kayboluşlarda. Sen kabını bulamayan sevdam oldun.  Ruhumun kabı olmuş bedenimin ötesinde, özümü yaratan yaradanın siluetinde.  </p>
<p>Gözlerim uzaklara dalıp gittiğinde, yalnızlığım her defasında tokat gibi yüzüme indiğinde gökyüzüne bakıp sende olan sensizliği tattım her hücremde, soluğumda, seninle hızlanan kalbimin atışlarında&#8230; Sen, sensizliğin ta kendisiydin. </p>
<p>Burada “sen” dediğimi, eli kolu bacağı olan beden sanacaklar&#8230; Burada sen dediğim, boşlukta bir bulut, duman olan tanımsız aşk&#8230; Suni kıskançlıkların altında ezilen aşk parodilerinin sahnesinde, prangalarla süslenmiş boğulmakta olan sevdalıların dünyasında kim anlayacak beni? Ben aşka aşık oldum. Ben sana aşık oldum. Aşkın en saf haline, aşkın kendisine&#8230; </p>
<p>Senin altın tabaklara, makyajlanmış bedenlere, dekorlara ihtiyacın yok. Hepimizin üzerinde, içinde olduğumuz hava gibi özgürce dolaşırken, seni kaba doldurmaya çalıştıkça kaçıranlara inat yaşamaya çalışıyorum seni&#8230; Ey aşk&#8230; Hava gibi, su gibi, ekmek gibi avucumda, yanı başımda&#8230;<br />
Bebelere hayat veren, sebepsiz gülücükleri insanların yüzüne getiren sen, ne kadar çok anlatılmaya çalışıldın. Kitaplara sığmadı, ansiklopediler yazıldı üzerine.. Sözlüklerin bile var. Sen boşlukta süzülürken tüm asaletinle, seni cümlelere taşımaya çalıştı nice şairler, yazarlar, besteciler&#8230; Sen, onlara “siz ne yapıyorsunuz” dercesine gülümsedin. Sen en saf, en yalın halinle ortalıkta dolaşırken, sana yüzlerce sıfat, tarif oturttular. Sıyrıldın, içlerinden geçtin gittin. Seni, dağların tepesinde, yüreklerinin en derinlerinde aramak zorunda kalanlar tüm bedenlerini sarmana rağmen göremediler seni&#8230; Seni sandıkları yansımalarını tutmak için imzalar attılar. Kurallar silsilesi yarattılar “On Emir”den güçlü&#8230; “Başkasına bakmayacaksın”, “istediğimde yanımda olacaksın”, “beni mutlu edeceksin”, “sevdiğini göstereceksin”&#8230; Karşılığında ben de seni seviyor olacağım. Sana aşık olacağım&#8230; Senin sonsuzluğunda, senin özünde,  anlamsızlığın boşluğunu yarattılar. </p>
<p>Hava soğuk&#8230; Yakalarını kaldırdığım pardesüm rüzgarı kesmiyor. Elimde sigaram, gözümün önünde dumanı&#8230; Deniz, uçsuz bucaksız uzanıyor sahildeki bu fenerin önünde&#8230; Sırtım fenerin soğukluğu kadar, senin sıcaklığını hissediyor. Sen her yerdesin biliyorum. Soluduğum havada, içtiğim suda, ensesini kaşıdığım sokak köpeğinin gözlerinde&#8230; Sen, “ben”sin&#8230; Sen, evrenin kendisisin&#8230; Ey aşk, sen varoluşun ta kendisisin&#8230; </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ask-nedir-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hepsi Yaşanıyor, Geçiyor, Gidiyor&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hepsi-yasaniyor-geciyor-gidiyor/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hepsi-yasaniyor-geciyor-gidiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 13:27:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=788</guid>
		<description><![CDATA[Duyduğu bir silah patlaması, ardından kulağından geçen kurşunun vızıltısı&#8230; Sonra bir tane daha, bir tane daha&#8230; Kolunda hissettiği çizik, delip geçen merminin ilk dokunuşu, sonraki büyük acının başlangıcı oldu. Aynı sızıyı, karnında, omzunda, bacağında ve en son kalbinin tam üstünde&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Duyduğu bir silah patlaması, ardından kulağından geçen kurşunun vızıltısı&#8230; Sonra bir tane daha, bir tane daha&#8230; Kolunda hissettiği çizik, delip geçen merminin ilk dokunuşu, sonraki büyük acının başlangıcı oldu. Aynı sızıyı, karnında, omzunda, bacağında ve en son kalbinin tam üstünde hissetti.<br />
Önce dizlerinin üzerinde yere çöktü. Gördüğü son gözler, pencerenin ardında dehşetle, korkuyla ve babasına duyduğu sevgiyle bakan kızının bakışları oldu. Kıvırcık saçları, askılı çiçekli geceliğiyle, camda babasının vurulmasını ve yere yığılmasını izleyen küçük kızın&#8230; Ne kurşunun acısı, ne gömleğini bulayan kan, ne de geldiği ve anlamlandıramadığı dünyadaki son saniyeleri&#8230; Hepsini yok saydı. Vargücüyle kızının gözlerine baktı ve gülümsedi. Elini dudaklarına götürüp, kızına öpücük yollamak istedi, göğsüne kadar kaldırabildiği eli daha yukarı çıkamadı. İnadına gözlerini kapamadı ve kızının gözlerinin içine baktı, gülümseyerek&#8230; Son nefesini verdiğinde, üzerindeki kanlar ve cesedini tekmeleyip öldüğüne emin olmak isteyenler olmasaydı kızı babasını yorgunluktan uzanıp uyuduğunu düşünecekti&#8230; </p>
<p>Birkaç bin kilometre ötesinde iki basamaklı yaşına yeni giren oğlan çocuğu, annesinin ona öğrettiği ve ondan istediği gibi tüm metanetiyle, boyundan büyük kürekle önündeki çukura ilk toprağı attı. Birkaç gün önce hasta yatağında, anlamını bilmediği cihazlara bağlanmış elleriyle başını okşamaya çalışan annesi, bu kez bir kutunun içinde, ayaklarının dibindeydi. Annesi ona hep gülümsüyordu ama odanın önünde beklerken duyduğu seslerden annesinin acı çektiğini biliyordu. Yüzünde hiçbir mimik oluşturmadan kapının dibinde gözünden süzülen yaşlar, bu kez ellerinde küreğin ağırlığını hissederken süzülüyordu. Uzun zamandır annesi, yatakta ayaklarını gıdıklayarak onu uyandırmamış, ballı ekmeğini hazırlayıp okula göndermemişti. Babası ise hep neşesizdi. Bir daha ballı ekmeği yiyemeyeceğini biliyordu. Saçlarını da okşamayacaktı, önündeki kutunun içinden çıkıp gelmeyeceğini o kadar iyi anlamıştı ki&#8230; Babasına sarıldığında annesine verdiği sözü tutamadığı için üzüldü. Çok geçti. Hıçkırıklara boğularak, bağıra bağıra ağlamaya başlamıştı artık&#8230; </p>
<p>Kapının kilidi açılıp dairesine girdiğinde önce bir boşluk rüzgarı esti. İlk adımlarındaki ayak sesleri, boşlukta yankılandı. Eşyalar gitmişti. Salon boştu. Saatlerce seviştikleri koltuğun durduğu yerde, koltuğun ayak izlerinden başka bir şey yoktu. Mumlarla donatıp, peçeteleri özenle katladığı akşam yemeklerinin; nutellanın döküldüğü, sevdiği adamın parmağından burnuna çikolata bulaştırıldığı sabah kahvaltılarına ev sahipliği yapan masanın yerindeyse içinde birkaç parça eşyanın bulunduğu bir koli vardı. Yatak odasına yürüdü. Koridordan geçerken bir zamanlar odalar arasında gidip gelirken bile karşılaştıklarında yaşadığı kucaklaşmaları hissetti. Yatak odası neredeyse olduğu gibi duruyordu. Gardırobun kapısını açtığında, özenle ütüleyip astığı erkeğinin gömleklerinin yerinde bir tek beyaz gömlek asılıydı. Erkeği, onun bedenini o beyaz göleğin üzerinden severdi. Bazı geceler üzerinde sadece o beyaz erkek gömleğiyle kocasını karşılardı. Kocası, beyaz erkek gömleği içindeki kadının beyaz bir kuğuya benzediğini kulaklarına fısıldarken bedenini teslim ettiği geceler artık bitmişti. Zoraki gülümsemelerle, sessizliğin gücünü artırdığı, kardeş gibi yaşanan ayların ardından gitti adam&#8230; Çaresizlik içinde ve erkeğinin cesaretsizliği karşısında ayrılmayı ilk dile getiren  o olmuş olsa da, yatağa oturduğunda, artık sevdiğinin kokusu silinmeye başlayan yastığı kucağına aldığında,  tüm anılarını yeniden yaşayıp, kaybettiği aşkın, beyaz atlı prensinin sıcaklığının boşluğuna sarılıyordu. ..</p>
<p>Taksiden inen kaba adamın ardından gaza basarken kapıları kilitledi. Yeni yolcu almayacaktı. İnsanların tavırları, eline geçecek üçbeş kuruş için özel müşterileirn kapılarını açması içini yakıyordu. Birkaç yıl önce kaybettiği işi, sonra açtığı tekstil atölyesinin batışı, şimdi kullandığı taksiye gelişi&#8230; Yediremiyordu, nasıl olduğunu anlamadan sürüklenmişti. İçinde olmadığı kararların, hiç tanımadığı tanışmayacağı insanların kaderini çizdiğini hissetti. Bir piyon gibi&#8230; Ekonomik krizler çıkıyordu, savaşlar başlıyordu, açılımlar geliyordu&#8230; Onun derdi onunla gurur duyan ailesinin güvenini boşa çıkartmamak olmuştu oysa&#8230; Ufak oğlunun istediği oyuncağı aldığında, kaısına bir bileklik taktığında, büyük kızının yeni ayakkabılarını aldığında dünyalar onun oluyordu. O da bir işçi ailesinin çocuğuydu. Çocuklarının neler hissettiğini biliyordu. Babasını çok daha iyi anlıyordu. Artık çocuklarının istediklerini almak bir yana, faturaları ödeyemez olmuştu. Çocuklarını kolejde okutmak hayalleri kurarken, günlük yevmiyeyi çıkartmanın endişesine geçiş yordu yüreğini&#8230; Hele taksiye binen varlıklı ailelerin konuşmalarına, dert diye dile getirdiklerine kulak verdikçe inceden bir kıskançlık, kızgınlık, serzeniş hisseder olmuştu. En son dün gece karısı yatakta ona sımsıkı sarılıp, erkeğim dediğinde yüreğinde bir şeyler kopmuştu. Dikiz aynasında gözlerine baktığında kırmızılaştıklarını, yaşla dolduğunu gördü. Gaza abandı&#8230; Bodoslama korkuluklara giderken, akşam babasını bekleyen ufaklığı düşünüp aynı şiddetle frene bastı.<br />
Mart ayının bir Pazar gününde, baharı umutla bekleyenlerdenim. Güneşin sıcaklığını özledim. Doğanın, kuşların, insanların başlarını kaldırmaya başlayacağı, bahar aylarını&#8230; Yaşamın, hatta her günün mevsimleri var. Yazdan ilkbahara, sonbahardan kışa geçişler&#8230;</p>
<p>Haftalardır Internet’te yazışıyorlar. Saatlerce sohbet edip, hayatı aşkı konuşuyorlar. İşe gittiğinde, eve geldiğinde onu mutlu eden tek şey yeni ve tanımadığı adamın online olduğunu görmek. Birbirlerinin dünyalarını harflerle paylaşmaya başladıklarından bu yana yalnız olmadığını hissediyor. Bugün başka bir şehirde, ekranın karşısında sevmeye başladığı adama ilk kez sarılacak. Otobüste gece boyunca hiç uyumadı. En sevdiği şarkıları kulaklığında dinleyip, hayaller kurdu. İlk buluşma anını hayal etti. Defalarca, yeni yeni senaryolarla&#8230; Yıllardır, yalnız olduğuna, olacağına inanmıştı. Aşkın olmadığına, insanların yalancı olduğuna, kimsenin onu anlamadığına.. Şimdi kocaman bir umut vardı içinde. Delilik yapmak istedi, ona öğretilenlerin tam tersi, kıpkırmızı güller aldı otobüsten iner inmez. Hayatla savaşını, iş yerindeki çabalamasını, sabahları öten alarmın sesini , korkularının, endişelerinin üzerini örten adama giden kilometreler bitmiyordu ki sonunda bitti. Buluşma noktasına geldiğinde, ayakta onu kucağında kıpkırmızı güllerle bekleyen adamı gördüğünde, nabzı damarlarını zorlayacak kadar hızlandı. Kalbinin sesi, şehrin sesini örttü. Ellerindeki gülleri gördüklerinde gülümsediler. Konuşmadan, kocaman sarıldılar. Yüzünü, ilk kez dokunduğu, ama yıllardır tanıyormuş gibi hissettiği adamın boynuna gömdüğünde, içine çektiği aşkın, huzurun, mutluluğun kokusuydu. Gözlerini hiç açmak istemedi&#8230; Sonsuzluk o anda başladı. </p>
<p>Adının okunmasını bekledikçe soluğu daha bir kesilir oldu. Ortaokula başlayana kadar, konuşmasının zor olduğunu , tıpta çok az örneğinin olduğunu söylediler. Bir sabah ilk kelimeleri duyulduğunda ailesi sevinçten çıldıracak hale gelmişti. Geceleri köylerinin sokaklarını hiç görmedi, sokağa çıkılmazdı. Bazı geceler silah sesleri duyar, annesi yine yağmur yağacak gök gürlemeye başladı derdi. Gök gürlemesini, silah sesleri bildi&#8230; Ya da tam tersi. Köylerini bırakıp şehre döndüklerinde akvaryumdan çıkan bir balıktan farkı yoktu. Abisi ise yoktu yeni şehirde. Bir gece gök gürültüsü alıp gitmişti ağabeyini&#8230;  Sıra arkadaşlarının konuştukları dili bile tam anlamıyordu. Ailesi liseyi bitirip işe gireceğini, iyi işi olacağını söyledi durdu. O üniversiteye gitti. Hem de avukat, doktor, mühendis olmak için değil&#8230; Yıllarca içinden söylediği şarkılarını insanlarla paylaşmak için konservatuara gitti. Birinciliği bırakmadı. Ondan beklenmeyenleri defalarca yaptı. Sıska bedenine, kıyafetlerine, konuşmasına bakarak ona hep yapamayacaklarını söyleyenlere inat yapamayacaklarını yaptı. Bugün yüzlerce insanın alkışları arasında, ona hep dışardan gözlerle bakan, anlamaktan uzak insanların önünde&#8230; Sahneye çıktığında eline verdikleri plakete, alkışlara sevinmedi, duygulanmadı. En ön sırada oturan, gecelerini paylaşan, konuşamadığı yıllarda ona ninniler, masallar okuyan köylü annesinin ağlamaklı  ama gurulu gözleri, aldığı gerçek ödül oldu. </p>
<p>Yaşamımdaki insanlardan sadece birkaç tanesinin hikayesi bu Pazar sabahı odama geldi. Baharı bekleyen benim geçmişimden kesitleri canlandırdı. Çayımı, sigaramı alıp, gökyüzünü seyrettim. Puslu, buğulu bir Mart sabahında, bulutların ardından kalan bana ışığını ulaştıramayan Güneş  ile sohbet ettim. Er ya da geç aramızdaki bulutlar çekilecek, engelsizce tenimde dolaşacak. Mevsimler akıp geçecek&#8230; Doğadan, hayatımdan, hayatımdakilerden&#8230; Her bir mevsim ayrı ayrı yaşanacak, bir diğerini unutmadan ve yeniden her birinin sırasıyla geleceğini bilerek&#8230;</p>
<p>Yüreğinin sesini duyuyorum, arayışını biliyorum. Bedenimi, ruhumu sonuna kadar açtım. Ruhum benim liderim. Yaşamın hesap defterini kapatıp, izlemek yerine yaşamaya başladığın an neler hissedeceğini hissetmek, benim varoluşumun ta kendisi..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hepsi-yasaniyor-geciyor-gidiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YIRTIK RUHLAR / Yeni Kitap İlk Cümleler</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yirtik-ruhlar-yeni-kitap-ilk-cumleler/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yirtik-ruhlar-yeni-kitap-ilk-cumleler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 07:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/index.php/yirtik-ruhlar-yeni-kitap-ilk-cumleler/</guid>
		<description><![CDATA[Hoşgeldin..İsteyerek mi geldin? Yaptığın birçok istemediğin şey gibi istemeden, ne istediğini bilmeden mi geldin? Nasıl geldiysen geldin, hoşgeldin&#8230; Korkma, tedirgin olacak bir şey yok. Öyle ya da böyle sonunda geleceğin yere geldin. Burada zaman yok. Hele senin bildiğin, savaştığın ?zaman?&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hoşgeldin..İsteyerek mi geldin? Yaptığın birçok istemediğin şey gibi istemeden, ne istediğini bilmeden mi geldin? Nasıl geldiysen geldin, hoşgeldin&#8230; Korkma, tedirgin olacak bir şey yok. Öyle ya da böyle sonunda geleceğin yere geldin. Burada zaman yok. Hele senin bildiğin, savaştığın ?zaman? burada hiç yok. Mekan da yok. Daha doğrusu mekan benim. Şu anda sadece dört duvarımız iki koltuğumuz var. Penceremiz, kapımız yok. Mekanın denetimi bende&#8230; Bazen pencerelerimiz olacak, bazen eşyalarımız değişecek&#8230;.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazen yerde oturacağız, bazen masada karşılıkı yemek yiyeceğiz, bazen sen tek bir koltukta oturacak ben dört duvarın içinde dolanacağım&#8230; İstediğin zaman çıkıp gitmekte serbestsin. Ama burada olduğun sürece beni dinlemek, kendinle yüzleşmek, benim sınırlarımda olmak zorundasın. Seni bağlamıyorum. Tehdit de etmiyorum. Tam tersine sana bir anahtar sunuyorum. Testere filmindeki hayat yönetmeni değilim.</p>
<p style="text-align: justify;">Burası yırtık ruhlar dikim atölyesi. Ben uydurdum. ?Benimle ne ilgisi var?? diyemezsin. Ruhundaki yırtıkların farkında değil misin? Korkuların, sıkışmışlıkların, sıkılmışlıkların, arayışın, hırsın, endişelerin, mutluluk peşindeki koşturmacan, yıllarının tükenişiyle gelen panik seni buraya getirdi. Beni nasıl istiyorsan öyle hayal etmekte özgürsün. Dişleri dökülmüş, yüzü buruş buruş, elinde sigarası bir ihtiyar, nur yüzlü beyaz sakallı bir dede, kaslı kuvvetli bir adam, nasıl istersen öyle düşün. Siyah, beyaz, kızıl&#8230; Ben hepsiyim, hepimiz de senin yansımaların.</p>
<p style="text-align: justify;">Sokakta yürürken görebilirsin yırtık ruhları. Parça parça, bütünden uzak, her yanı başka bir yana uçuşan ruhlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Peki sana ne sunacağım? İkramlarım olacak elbette. Kötü bir evsahibi değilim. Gerçekten bazen çok acımasız olacağım. Kimi zaman beraber oturup güleceğiz, ağlayacağız, kavga edeceğiz&#8230; Hepsi senin için.. Senin için olan da benim için&#8230; Senden istediğim ise hiç değilse benim odamda sözde yaşamını dışarıda bırakman. Hepsinden önemlisi maskelerini bırakman. Çünkü senin ne olduğunla ilgilenmiyorum, senin nerden geldiğini biliyorum. Sana öğretilenleri, sana verilenleri değil sende olanı biliyorum. Neyi aradığını da&#8230; Sana sadece gerçeği vaat ediyorum. Bunu da hap şekline getirip vermeyeceğim sana. Bu bir yalan olur. Benim ruhları diktiğim gibi, sen de cümleleri dikecek, biraraya getirecek kendin bulacaksın. Ben sana eşlik edeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Seni mutlu edeceğini vaat eden, hayatı sana püf noktalarıyla anlatacağını söyleyen kim bilir kaç kitap okudun, kaç film seyrettin. Belki benimle de tam iki kez karşılaştın. İki ayrı kitapta. Onlar bugüne bizi hazırlayandı. Şimdi gerçekten tanışıyoruz. Beni belki sevimli çocuk, belki hiperaktif, belki bir başka yırtık ruh, belki de bambaşka bir şey olarak tanıdın. Şimdi çırılçıplak bu odada yalnızız.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşadığını zannediyorsan, yaşadığını sandığın yalanın da gerçekliğini arıyorsun. Sonuçsuz bir tırmalayış. Her defasında duvara toslayacağın, aynı hayatı tekrar tekrar yaşayacağın, döngüden çıkamayacağın adına ?hayat? dedikleri bir yolculuk seninkisi. Bunlar sana anlamsız geliyorsa, şimdi git.</p>
<p style="text-align: justify;">Hala okuyorsun&#8230; Okuyorsan da hakkını ver, benimleyken sadece benimle ol. Şu anda bile işin, sevgilin, derslerin, heveslerin, geçmişin ya da geleceğin aklına gelip dağılıyorsundur. Hayır. Benimleyken sadece benimle ol. Ben sana bir hazine vaat ediyorum. Senin hazineni&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Seni üzenleri, korkutanları, aşkı, sevgiyi, seksi&#8230; Hatta seks bile şu ana kadar aslında bedenlerin sürtünmesinin ötesine geçemedi. Kulaklarını aç&#8230; Biliyor musun bir kez bile gerçekten orgazm olmadın. Kadın ya da erkek. Fark etmez. Üreme organında çıkan sıvıları, birkaç kasılmayı seks sandın. Yaşama dair ne varsa, sana ve bana dair ne varsa sayfalarca konuşacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanışma faslını uzatmak istemiyorum. Zaten yolculuğumuz boyunca defalarca birbirimizi keşfedeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yalnız hep susma olur mu? Konuş benimle. Çelişki sanacağın birçok şey olacak. Hem ben de senden çok şey öğreneceğim diyorum ya. Şimdi de diyeceksin ki sen ile ben aynıysak, neyi beraber öğreneceğiz? Unuttun mu yırtık ruhlarız. Sen bir yana giderken ben de bir yana gittim. Ben bir şeyler topladım, sen bir şeyler topladın. Şimdi birleştireceğiz. Ağacın kökü bir yerde, dalları dört bir yana uzanıyor.<br />
Işık da hep bu kadar olacak. Aydınlık değil. Saç tellerimize kadar birbirimizi görmek zorunda değiliz. Gölgede kalmayı da severim&#8230; Mumları seviyorum&#8230; Mumlar bize eşlik edecek. Biraz eğilirsen başının üzerindeki mumları yakacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">İki koltuğumuzun arasına bir de sehpa koyayım. İstediğin zaman ayaklarını uzatabilirsin. İstediğin zaman da kalkıp odanın içinde istediğin yere geçebilirsin. Ben seni her şeyinle, olduğun gibi seviyorum. Seni sevmem için yerine getirmen gereken koşullar yok: Seni koşulsuz seviyorum. Seni severken de kendimi, özü seviyorum. Belki de sevgi dediğimiz, ?sen ve ben? in ta kendisi. Yaradılışın kendisi.<br />
Ne fiziğin, ne yaptıkların, ne ünvanların, hiçbiri umurumda değil. Kiralık katil bile olabilirsin, ya da kötü ya da iyi biri. Kötü ne ki? İyi ne ki? Bunu çok sordular değil mi? Değişik de cevapları vardı. Bu soruyu felsefe yapmanın bir parçası sandılar. Ölüm gibi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Unutma&#8230; Bilge, öğreten adam, ukala değilim. Senin yansımanım. Bana ne dersen, kendine de söylemiş olacaksın. Beni sevdiğinde kendini sevecek, bana kızdığında kendine kızacaksın. Sokakta da hep aynıydı bunu göremedin. Görmen de istenmeyendi zaten.</p>
<p style="text-align: justify;">Politika da yapacağız, eğleneceğiz de&#8230; Futbol bile konuşacağı, modayı, kozmetiği unutmadım. Bize eşlik eden başkaları olacak. Misafirler ağırlayacağız odamızda. Birileri gelip gidecek. Karşımıza oturtacağız konuşacağız, soracağız. Sıkıcı bir adam değilim Sen odadan çıktığın zamanlar ben de sokağa çıkacağım. Belki sokakta da karşılaşacağız. Ama karşılaştığımızı bilemeyeceğiz. Karşılaşanlar da sen ile ben olmayacak, sen ve ben sandıklarımız olacak.</p>
<p style="text-align: justify;">Dur sana bir bardak vereyim. Bu senin bardağın. İçine ne doldurmak istiyorsan doldur. Burada sistem dışardaki gibi çalışmıyor. Şarap, su, meyve suyu, ayran, ya da hiç içmediğin bir şey&#8230; Hayal et. Dolsun&#8230;<br />
2012 marduk diyorlar ya.. Marduk değil o&#8230; Neotik bilimi duydun mu? Başka bir devrim o. Bekliyorum ben de.. Bunları da konuşacağız&#8230; Sınırımız yok. Sohbetimiz bizi nereye götürürse&#8230; Sadece diyorum ki bu sohbet senin bildiklerine benzemeyecek.</p>
<p style="text-align: justify;">Arada bir de beraber çıkacağız dışarıya&#8230; Sana göstermek istediklerim var. Yanıbaşında olup görmediğin o kadar çok şey var ki.. Sen de şaşıracaksın. Ben hala şaşırıyorum.<br />
Hoşgeldin&#8230; istersen başlamadan sen bir soluklan. Kapat kitabı&#8230; Ben, sen her geldiğinde burada olacağım. Ben sadece nerede olacağımızı seçeceğim.</p>
<p style="text-align: justify;">Gittikten sonra bir daha gelmesen de ben burada olacağım. Eninde sonunda yine karşılaşacağız. Bu sayfalarda olmazsa senin de çok iyi bildiğin yerde buluşacağız. Biliyorum ki, paylaştıkça daha uzun kalacaksın burada&#8230; Sen olsan da olmasan da buradayım&#8230; Duymak istesen de istemesen de anlatıyorum. Odamız küçük, özellikle küçük olsun istedim.</p>
<p style="text-align: justify;">Ha bu arada söylememe gerek var mı bilmiyorum ama konuştuklaırmız sır olarak kalacak. Bana anlattıkların bu odada kalacak. Kustukların, içini açtığında döktüklerin, bastırdıkların burada açığa çıkacak ve burada kalacak. Her açığa çıktığında içinden bir şeyler; yırtık ruhlar biraz daha dikilmiş olacak.<br />
Hadi şimdi git. Gitmeni ben istiyorum. Her geldiğinde burada olacağım ama ne kadar kalacağımızı belirleyen ben olacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">Seninle tanıştığım için gerçekten memnunum. Sohbete devam etmek için de sabırsızlanıyorum. Ama şimdi yalnız kalmak istiyorum. Sen duramayıp devam edecek olsan da, okudukların, duydukların ben geldikten sonra söylenmiş olacak. Sen her geldiğinde, benim burada olma halim, senin bildiğin, öğrendiğin gibi değil&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi izninle mumları söndüreceğim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yirtik-ruhlar-yeni-kitap-ilk-cumleler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>28</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Nefes İstanbul&#8230; Bir Nefes Sen&#8230; Bir Nefes Ben&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-nefes-istanbul-bir-nefes-sen-bir-nefes-ben/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-nefes-istanbul-bir-nefes-sen-bir-nefes-ben/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 19:16:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=523</guid>
		<description><![CDATA[Aralık başında, ismini şimdilik sakladığım, İstanbul hikayemiz yayınlanmış olacak. Yaklaşık bir yıldır ara ara bazı bölümlerini Internet sitemde, Facebookta, Twitter?da paylaştım. 4000 kişiye yaklaşsa bile Facebook hesabımı, benimle olan bir aile gibi gördüm. Yazdım, paylaştım, merak ettiklerimi sordum.
 
Şimdi&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aralık başında, ismini şimdilik sakladığım, İstanbul hikayemiz yayınlanmış olacak. Yaklaşık bir yıldır ara ara bazı bölümlerini Internet sitemde, Facebookta, Twitter?da paylaştım. 4000 kişiye yaklaşsa bile Facebook hesabımı, benimle olan bir aile gibi gördüm. Yazdım, paylaştım, merak ettiklerimi sordum.</p>
<p> </p>
<p>Şimdi kitap yayınlanmadan önce, son kez, kitabın benim için özet bölümlerinden birini paylaşıyorum. Dün görsel medyadan kısa bir röportaj için verdiğim yanıtta da söylediğim gibi bu kitap sadece İstanbul değil, sadece kendini arayan bir şehir insanının hikayesi değil, şehrin içindeki farklı yaşamlardan kesitlerin yansıması değil, sadece satırlardan ibaret değil&#8230; Ne olduğunun cevabını okuyanlar tek tek kendileri verecekler&#8230; Muhtemelen de birkaç yüzbin ayrı cevap olacak</p>
<p> </p>
<p>Yolculuğumda çok keyifli dostlarım oldu, yaptıkları işlerle enerji bulduğum, yıllardır hayranlıkla izlediğim, onların haberleri olmadan enerjilerini paylaştığım isimlerin desteğini yanımda buldum.</p>
<p> </p>
<p>Şimdi çok az kaldı.  Aralık ayına kadar gerçekten bebeğime dönüşen işi hakkıyla bitirebilmek adına bir sessizlik dönemi başlıyor. E-postalarınıza yanıtlarım geç gelirse anlayışınızı bekliyorum. Bazılarınızla Muammer Yanmaz?ın İstanbul için fotoğraf çekimlerinde buluşacağız.</p>
<p> </p>
<p>Paylaştığım bölümlerde çok fazla tapaj hatası olduğu biliyorum. İmla hataları da var. Nedenini bir kez daha söylüyorum. Yazdığımı edit etmeden, hızla akarken düşüncelerimi kesmeden kağıda döktüğüm haliyle paylaşmayı seviyorum. Kitaba girdiklerinde zaten düzeltilmiş olacaklar.</p>
<p> </p>
<p>1998?te başlayan, Sen ve Ben ile güçlenen, Yaşam Atölyesi ve Dekod ile fizikselleşen beraberliğimiz kalabalıklaşarak, güçlenerek devam edecek. Bu bir maraton&#8230; Soluk aldığının farkında olan, duyarlılığıını koruyan, kendini ve kendisiyle birlikte çevresini değiştirmeye gücü olanların birlikte koştuğu bir maraton&#8230;</p>
<p> </p>
<p><strong>Bölüm 31</strong></p>
<p> </p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..    Senin kadar yalnız, senin kadar yüklü, senin kadar zengin&#8230; Yaşananların çokluğunun zenginliği. İnsana ait duyguların doldurduğu çuvallar dolusu bir hazinenin sahibiyiz. Seninle bu kaçıncı konuşmamız, bu kaçıncı kavgamız. Sen beni diniyorsun ben de seni. Neyi değiştirebiliyoruz? Aksaray?da karın tokluğuna peşkeş çekilen genç kızlarınkini mi? Varoş semtlerden üç kuruş için erkeklere mutluluk masajı yapan kadınların mı? Sabah sen uyurken gündüzün hazırlıklarını yapanların mı? Elinde renkli keyif haplarıyla mutluluk arayan liselileri mi? Yeni arazi için kesilen, kesilirken çığlıklarını evrene bırakan ormanların mı? Gecenin bir vakti hastanede parası olmadığı için sürünenlerin mi? Aldatılanların mı? Taşınamadığı için senin depreminde kesin yıkılacak olan yerlerde yaşamak zorunda olanların mı? Söylesene.. Kimin? Sen kimin geleceği için, ben kimin geleceği için gerçekten ne yapıyoruz? Bıraktığım birkaç satırın yaratacağı mucizelere inandım. Deniz yıldızı hikayesine inandım.</p>
<p> </p>
<p>Susuyorsun, ağırlığınla susuyorsun, bilgeliğinle konuşmuyorsun. Gösteriyorsun. Diyorsun bana sen bunları sayarken vapurun arkasında martılara simit atarak mutlu olanlar da sende yaşıyor. Sen bir gözkırpmanla Haliç?in kıyısında simit yemeyi, Sarıyer?de yarım ekmek balığı eşsiz kılıyorsun. En dar sokaklarında, geçmişin tüm getirdiklerini görmek isteyenlere, görebildiği kadar gösteriyorsun. Olduğun yerde, dürüstçe, herşeyinle açık duruyorsun. Hayatı, yaşamı, şehrin yaşamında kutsuyorsun. Olması gerekene, tercih edilene müdahale etmiyorsun. Evrenin işine karışmıyorsun. Her ?ben?in, her insanın insanın yarattığına ve yarattıklarının sonucuna saygı duyuyorsun. Etiket koymadan. O, şu, bu demeden.</p>
<p> </p>
<p>Bense yine korkak düşünüyorum. Kabullenmekten kaçarak, başka bir şeyin peşinde gidiyorum. Kendimi temizlemeden, dünyayı, seni temizleyebileceğimi sanıyorum. İçimde bir bütün olamadan, bütüne laf ediyorum. Her acıda benim dışımdaki her şeyi suçlayıp Tanrı?ya kızıp, hatta sana küsüp kendimi acıya boğup örtüyorum. Korkularımı, beceriksizliğimi, tembelliğimi, egolarımın bencilliğini, çocuk olmaya özlemimi, her duvara çarptığımda ağlamamı, ama sanki bunların tam tersini oynadığımı.</p>
<p> </p>
<p>Ve şimdi vazgeçmek, kaçmak için bahanem var. O öldüğü için bahanem var. Hayır&#8230; Bu kez ağlak olmayacağım. Onun öldüğü bu işi, onlarca insanın umut bağladığı bu hayali yarım bırakmayacağım. Yapmak yerine yapmaya çalışanlarla yürümek yerine, düşünceyi eylemle yaşatanların yolundayım. Sonu mu ne olacak? Yarını, bilinmezi neden merak ediyorsun ki? </p>
<p> </p>
<p>Kahvemi beklerken kendi hapishaneme kendi isteğimle giriyorum. Bu gece günboyu süren huzursuzluğum, dün, geçen gün patlamayı bekleyen huysuzluğum sahne alacak. Ne yaparsam yapayım yetmiyorum, yetemiyorum. Yalnızlığımın gerçekliğini kabullenmeyi kaldıramıyorum. Tüm çabalarım bir yerde çuvalıyor. O zaman önce bir nedensiz sıkıntı, sonra biraz bulantı, uyku hali, kendimi bırakma isteği. Kendimi yetersiz, işe yaramaz hissettiğim, parmağımı kaldıracak halimin bile kalmadığı, her şeye karamsar baktığım, bir gün gerçekleşen ölümümü yaşamı en fena halinde sekteye vuracak şekilde yorumlama halim.</p>
<p> </p>
<p>Fiziksel yansımaları midemde başlıyor. Şişkinlik, iştahsızlık,&#8230; Sigarayı ben değil, sigara beni içiyor. Hızlı çıkışlar, inişler, birkaç dakika her şey pozitif, sonra negatif,&#8230; Tüm pozitif öğretiler, kişisel gelişim kitapları, seminerler, kutsal kitapların huzuru yerini Nietzche?ye bırakıyor.</p>
<p> </p>
<p>Budala&#8230; Budalasın sen&#8230; Aklın yolundan şaşıp kalbine saptığın an zayıf insana dönüşüyorsun. Öleceksin. Bir böcek gibi ölüp gideceksin. Zavallılığını sevgiyle başkaları için birşeyler yapmaya çalışarak, izler bırakmak için çabalayarak örtmeye çalışıyorsun. Varolanı, gerçekliğini yadsıyorsun. Sahte evrenler, gezegencikler yaratıp onlara inanıp gün dolduruyorsun.</p>
<p> </p>
<p>Hepiniz susun&#8230; Hepiniz&#8230; Her şey&#8230; İçeri girip demir parmaklığımı kapatıyorum, kendi hücremde kendimle bırakın. Sessizliğime saygı duyun. Susun&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Nefesimi sayıyorum&#8230; Burnumdan karnıma dolan hava&#8230; Yaşıyorum&#8230; Hayattayım&#8230; Boyutlardan birindeyim. Hangisi bilmiyorum. Ya her şeyim, ya da hiçbir şeyim&#8230;Yalnızlığımı kabullenişimde huzur buluyorum&#8230; Ölümü kabullendiğimde huzur buluyorum&#8230; He rşeyin gelip geçici olduğunu, her şeyin olduğundan başka çok şey olduğunu akıp geçtiğini hissederek, nehrin tam ortasında suyun akıp geçtiğini, hayatın bu nehir, benim de nehrin ortasındaki kayada oturup şu an nefes alan olduğumu yaşadığımda huzur buluyorum.</p>
<p> </p>
<p>Kayadan kendimi suya bırakıp, bu kez de suyla yol almaktan, dizime değen balıktan, kolumu çizen ağaç dalından, ayağımı çarptığım taştan huzur buluyorum. Nehrin yatağı kıvrılırken çarptığım duvardan, suyun yavaş yavaş bedenimi kaydırarak beni tekrar akışına almasından huzur buluyorum.</p>
<p> </p>
<p>Sembollerle inşa ve ifşa edilen hayatın içinde yüzüyorum. Bir kadının teninde dolaşırken, nehrin içinde yüzüyorum. Zeynep ile öpüşürken yüzüyorum. Galata?dan Karaköy?e inerken yüzüyorum&#8230; Tinerci Adem ile, Agop Dayday ile, travesti Osman ile, Alexandra Teyze ile, imam Abdullah ile, Kürt Reşo ile, zaafım Şebnem ile, Karadenizli imparator Sedat ile aşklarını her şeye rağmen yaşayan Ozan ve Batu ile, aldatmanın anlamsızlığında yüzen Metin ve Neslihan ile yüzüyorum&#8230; Sen de onların hayatlarını benimle birlikte yaşıyorsun&#8230; Nehrin içinde sürüklenirken, kimisi ayağıma değen balık, kimisi kolumu çizen ağaç dalı, kimisi nehrin yatağındaki dev kaya&#8230; Su akıyor, yaşam devam ediyor.</p>
<p> </p>
<p>Hepimiz nehrin yatağında nehrin yatağı İstanbul?da&#8230;İstanbul kapsayan küme&#8230; İstanbul havada, suda&#8230; Sembollerin dünyasında sen bulacaksın benim İstanbulumun neyi anlattığını&#8230; Harflerimin yetmediği yerde, Muammer?in karelerine bak. Durma elindeki sayfaların sonuna git karelere bak. Orada ara beni, orada ara İstanbul?u orada ara seni&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Közde pişen Türk kahvesinin kokusu parmaklıklarımın kilidini açıyor. Köpüklerindeki sözde nazar baloncuklarını sayıyor. Beş, altı, biri patladı&#8230; Köpük dudaklarımdan damağıma geçiyor, dilim köpükten aldığı keyfi bedenime yayıyor. Matrix fimindeki biftek sahnesi aklıma geliyor. Sana bakıp gülümsüyorum&#8230;.<a href="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/n600323191_372536_7828.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-524" title="n600323191_372536_7828" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/n600323191_372536_7828-204x300.jpg" alt="n600323191_372536_7828" width="204" height="300" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-nefes-istanbul-bir-nefes-sen-bir-nefes-ben/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhumla Sevişemediğim Hiçbir Kadınla Sevişmedim&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ruhumla-sevisemedigim-hicbir-kadinla-sevismedim/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ruhumla-sevisemedigim-hicbir-kadinla-sevismedim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Aug 2009 09:52:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[Yeni kitap bitmeden birkaç notta, ara ara birkaç bölüm paylaşalım&#8230;
14
Odamın sınırlarında, kendi imparatorluğumda kendimle&#8230; İstanbul?un, yaşamın temposunda özel anlara, lükse dönüşen kendimle kalma anları&#8230; Yazıyorum, uzanıyorum, gözlerimi tavana dikiyorum, istediğim gibi her yerimi kaşıyorum, okuyorum, televiyona göz atıyorum,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yeni kitap bitmeden birkaç notta, ara ara birkaç bölüm paylaşalım&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">14</p>
<p style="text-align: justify;">Odamın sınırlarında, kendi imparatorluğumda kendimle&#8230; İstanbul?un, yaşamın temposunda özel anlara, lükse dönüşen kendimle kalma anları&#8230; Yazıyorum, uzanıyorum, gözlerimi tavana dikiyorum, istediğim gibi her yerimi kaşıyorum, okuyorum, televiyona göz atıyorum, sürekli olan tek şey müzik&#8230; Müzik ve yaşam. Ritm.. Dans&#8230; Müzik&#8230; Her notanın ruhu, her ruhun karşılığını bulduğu ruhlar topluluğu&#8230;. Müzik sihir gibi&#8230; Aniden ağlatır, değiştirirsin yerine gelen kendini kahraman hissettirir, bir başkası aşık aratır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapı çalıyor aniden, Zeynep karşımda&#8230; Konuşmadan sarılıyoruz, sevişiyoruz&#8230; Dudaklarımı ısırıyor, elleri tenimde süzülüyor. Omzunda dudaklarımla dans ediyorum. Ayakta yüzyüze, sırt sırta dans ediyoruz. Tenlerimiz dans ediyor. Elektrik yayıldıkça içimizdeki ilkellik açığa çıkıyor. Üreme, zevk alma dürtüleri&#8230; Masumiyet yerini şevke bırakırken sertleşiyoruz. Dokunuşlarımız daha sert, öpüşmemiz daha sert,&#8230; Nefesini kulağımda hissederken, nefesimi kulağına boşaltıyorum. Duvarla aramda, duvarla arasındayım&#8230; Çıplaklığımız bizi esir alıyor. Sevgişme, sevişmeye dönüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Üzerindekileri çıkartma anında titriyorum. Çıplak tenlerin ilk buluşma anları&#8230; Sıcaklık, elektrik çarpmaları,.. Sakın öpüşmeyi kesme. Tenini tenimde hissederken öpüşmek bizi bütün yapıyor. Döngünün tam içinde, sahibiyiz. Sen ve benden başka aramıza giren hiçbir şey yok. Zaman durdu. Bedeninle değil ruhunla sevişiyorum.. Ruhumda defalarca boşalıyorum beden geriden geliyor. Fiziksel boşaldığın an her şey dinecek, seks bu değil. .Sevişmemiz bu değil. Ruhlarımızın sevişmesine bedenlerimiz eşlik ederken süre yok, skor yok. Sonsuzluk var. Ruhumun sevişemediği kimseyle sevişmedim.</p>
<p style="text-align: justify;">İçinde olmak daha çok sarılmak. Sevdiğini kulağına fısıldarken, derinliğinde yok olmak. Daha sıkı sarılırken, daha derinde&#8230; Sımsıkı sarılırken, üreme organlarında, değil kalbinde içinde kayma hissi, boşluğa düşme hissi uyandıran kalbinden, tüm hücrelerinden taşan enerji. Sadece etle sevişen anlamaz bunun ne demek olduğunu.</p>
<p style="text-align: justify;">İçgüdülerimizi izleyip hayvanca birbirimizi becerirken, aşkı paylaşmak. Zeynep, seni seviyorum. Yatak alt komşuyu rahatsız edebilecek kadar sarsılırken, sevdiğini söylemek. İkisini bir arada yaşayabilmenin değerini bilecek kadar yaşadım. Bu çarpıntıyı hissetmedikçe bir kadınla yatağa girmedim. Bu yüzden hiç genelev maceram yok. Para karşılığı yapılan seks ne ifade edebilir beş dakikada gelen anlamsız hazdan başka. Kadın bedeni nasıl bir sıvısal boşalma aracı olarak görülebilir ki&#8230; Ya da erkek bedeni&#8230; Bunu tek başınayken daha da iyi yaparsın, karşı cinse ihtiyacın yok. Aşksız, sevgisiz seks olmaz, sekssiz de aşk, sevgi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevişmenin temposu yükselirken, odadaki müzik de değişiyor. Türünün, ritminin önemi yok. Ritmi, ritmimde. Gözlerimiz kilitlendi. İçindeki tüm şiddetim, sertliğim, devinimlerim, gözlerinde cevap buluyor. Bedenlerimiz, ruhlarımız sevişirken gözlerimizle de sevişiyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/ruhumla-sevisemedigim-hicbir-kadinla-sevismedim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Son Mektup&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/son-mektup/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/son-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 14:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Notlar]]></category>
		<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=484</guid>
		<description><![CDATA[ 

Ölmekte olan bir insanın tam yanıbaşında durup onu dinledin mi hiç? Ölmek üzere olan bir insanın kaleminden çıkan son satırları okudun mu hiç? 
 
Son satırlarımı sana yazıyorum, son satırlarımı seninle son kez paylaşıyorum, son kez sana ulaştığım&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"></span></div>
<p> </p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"><a href="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/huge63315881.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-487" title="huge63315881" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/huge63315881.jpg" alt="huge63315881" width="300" height="450" /></a>Ölmekte olan bir insanın tam yanıbaşında durup onu dinledin mi hiç? Ölmek üzere olan bir insanın kaleminden çıkan son satırları okudun mu hiç? </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Son satırlarımı sana yazıyorum, son satırlarımı seninle son kez paylaşıyorum, son kez sana ulaştığım bu anda ben çoktan o hiç bilmediğimiz, hep konuştuğumuz, korkarak ya da merakla yada umutsuzca beklediğimiz yerde olacağım. Son kez yerimden kalkmadan önce kelimelerimde cimri davranarak sana yazıyorum. Bu anın hiç gelmeyeceğini yaşayıp, bir gün geleceğini anladığım an ilk majör depresyon sürecimi başlatmıştım. Şimdi bakıyorum da gereksizmiş. Hiç de öyle korkulacak bir durum yok. Hatta sonsuz bir huzur var. Kendi isteğimle ya da ecelimle farketmez. Geçiş bir biçimde olacak. Uykuya dalmak gibi. Zaten isteyerek ölmüyor muyuz? Yaşımın önemi yok. Genç ya da yaşlı. Anlamı yok zaman hesabının, zaten zamanın kendisi bir yanılsama&#8230; 80 yaşında olup hayatının neredeyse tamamını ölü gibi yaşamışlardan da olabilirdim.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Benim için üzülme, ağlama, sıkılma.. Üzülme çünkü mutsuz değilim, mutsuz olmayacağım. Kötü birşey<span style="mso-spacerun: yes;">  </span>olmadığını anlıyorum. Yarın sabah sen kalkıp hayatın girdabına girdiğinde, ben hiçbir şeyin farkında olmayacağım. En zoru şu an. Hesaplaşmalar bitmiyor. Pişmanlıklar, keşkeler, içimde kalanlar, bunlar zor. Bir an önce bitsin. Bu hesap defter içimi acıtıyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Sevdiğim kadını bırakıyorum az sonra&#8230; Yanıma sinmiş, ses etmeden bana bakan kuyruğunu sıkıştırmış ayağımı yalayan köpeğimi bırakıyorum&#8230; Sigaramı, bardağimı, şarabımı, eşyalarımı her şeyimi bırakıyorum. Uğrunda gecelerimi verdiğim, sevdiklerimle duvarlarını boyadığım evimi bırakıyorum. Duvara çivilenmiş sözde başarılarımın belgelerini bırakıyorum. Hiçbiri benim değilmiş ki şimdi anlıyorum. Bunları yazarken basit bir insan gibi ağlıyorum. Şu an gerçekten kaybedeğim hiçbir şeyim yok. :Her şey beni kaybediyor&#8230; Giden benim. Gerçek hiçbir şey. Hiçbir şeyin gerçek sahibi değiliz kendimizden başka sanırız. Kendimizin bile değiliz. Beden kayıp gidiyor sen tutamıyorsun. Çok mu karamsarım, çok mu içini karartıyorum? Tam tersini yapıyorum. Ben boyut değiştiriken, bir kez daha seni uykundan uyandırmaya çalışıyorum. Uyanmayacağını bile bile&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Yaşamak o kadar güzel ki.. O kadar güzel. O kadar güzel ki&#8230; O kadar güzel.. Neden gidiyorsun o zaman deme. Yaşayamayacağımı anladığım için gidiyorum. Ben beceremedim belki sen becerirsin diye seninle konuşuyorum. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Kaseti başa sarsam farklı yaşar mıydım sanmıyorum. Bu saat geldiğinde söylemek çok kolay. Yaşlı birinin ah şimdi genç olsaydım demesi kadar gereksiz. Genç olsan yine aynısını yapacaktın. Hep şu olsun, bu olsun, şu geçsin o bitsin, bunu da atlatalım&#8230; Sonra bir bakıyorsun ki bu saate gelmişsin. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bu saate geldiğim şu anda bu acımı azaltan şey yeniden yaşamaya karar versem, yeni bir kredim olsa aynı şeyleri yine yaşayacağımı biliyor olmak. Pişmanlıklar nafile, deneyim denen şey de aynı şeyleri tekrar etmekten başka bir şey değil. Mutluluk dediğin de sen üretmedikçe, sen yaratmadıkça sahip olamayacağın, asla yaşamayacağın, dışardan bekledikçe asla hissedemeyeceğin, hissedeceğini sandığın şey. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Akıllanmadan, derslerimi almadan. Yaşamak dediğin şey sadece yaşamak. Etiketler, anlamlar, içi boş büyük hedefler olmadan gerçekten yaşamak. O kadar yalın, o kadar sade, o kadar da basit. Yaşamak dediğin şey nefes almak, anda olmak, bedeninde olduğunu fark etmek. Farkındalik&#8230;Şu anda benim için bunları söylemek o kadar kolay, o kadar fark edilmiş. Senin içinse okurken aynı anlamları verecek, yerinden kalktığında mıknatıslar diyarında ordan oraya sürüklenmeye devam edecek, bu mektubu unutacaksın. Düşünerek yaşamaya çalışacağın için yaşayamayacaksın, düşünmediğin anların yaşadığın anlar olduğunu, her nefesinin yaşamın kendisi olduğunu anlayamayacaksın. Anladığın anlarda duymamazlıktan gelecek, bir şeylerle dolduracaksın. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Yarın sabah kahve fincanım ne yapacak, kimler ondan kahve içmeye başlayacak..Masama kimler oturacak? Kıyafetlerim ne olacak? Sevdiğim ne yapacak? Fotoğrafıma bakıp ağlayacak, cansız bedenime son bir kez sarılacak, beni uğurlayacak. Sonra mıknatıslar diyarına geri dönecek. Ağlayacak, geceleri beni özleyecek. Sonra yılda bir kez ziyaret edeceği yeni evime gelmeye başlayacak. İstediğinde de yanıma gelecek. Ecel ya da kendi tercihin ikisi de aynı kapıda&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Dönüşü olmayan bir noktadayım. Günahlarım, dibine kadar battığım günahlarım, çelişkilerim, kendime itiraf etmekten korktuğum sapkınlıklarım, yalnızlığım, çocukluklarım, benim yarattığım duygularım, hepsi benimle geliyor. İçimde olanlar benimle geliyor, dışardaki her şey burda kalıyor. El değiştiriyor. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Bitti&#8230; Hepsi bitti. Korkularım, yarın sabah için taşıdığım endişelerim, gelecek yılımı şekillendirme çabalarım&#8230; Hepsi bitti. Tüy kadar haififmişler. Hatta yokmuşlar. Ben yaratmışım. Gerçek olan tek şey yaşamanın kendisiymiş. Katıksızca yaşamak. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Uçaktan paraşütle atladığında aşağı doğru boşlukta sürüklenirken yaşadığın boşlukmuş yaşamak. Varlığınla yol almakmış&#8230; Yaratmaya, anlamlandırmaya çalışmadan&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Dünya, evren o kadar güzel, o kadar kusursuz&#8230; Ormanı yakıp, yıkıp, yok edip, üzerine şehirleri kurduğun andaki tek gerçek o ilk açtığın arsa.. Üzerindeki her şey ıvır zıvır, senin yarttıkların&#8230; Bizim için de aynısı. Arsa senin özün. Duyguların, hırsların, öfkelerin, korkuların, endişelerin, heveslerin, ruhunu doldurduğun ıvır zıvır şehir objeleri&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Şehrin içindeki çiçeği, asfaltın kenarındaki uğur böceğini, &#8230; Sevdiğinin kaşının, gözünün, insanca ıvır zıvırının ardındaki özünü, salt onu&#8230; Sana aldıklarını, verdiklerini, sağladıklarını değil saf sevgiyi&#8230; Bunları gördüğün anlar yaşadığın anlar&#8230; Ben bunu şimdi anlıyorum. Benim için artık geç. Senin için henüz değil. Yaşamanın, dünyanın, evrenin taşıdığı pozitif enerjiyi, kusursuzluğu, bütünlüğünü anlaman için geç değil. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Ben gidiyorum. Tatildeyken yeniden işe gitmeye başlamamak için zamanı sayarsın ve her bir saat çok değerli yaşanır. Sevgilinin koynundaki her dakika sayılı gelir, bitmesini istemezsin, saniyeyi bile saymaya başlarsın&#8230; Ben de kalan saatlerimi sayıyorum. Ben eceli beklemeyeceğim: Ecel kapıya geliyor. Taksiden indiği an geldiğinde beni burda bulamayacak. Canı sıkılmış, yolunu uzatmış, bana geleceği zamanı unutmuş olsa bile gelmeyi hatırlayıp geldiğinde beni bulamayacak. Şu anda kalan her saatim çok güzel. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Çocukluğum, annem, öğretmenim, ilk aşkım, gençliğim, ilk otomobilim, babam, kadınlarım, tek kadınım, zorluk sandığım sorluklarım, çıkmaz sandığım sokaklarım,.. Film şeridi deikleri buysa çok matah bir şey değil. Son bir kez daha tüm başımdan geçmişliklere sahip çıkma bencilliğinden başka bir şey değil. Anılarımızı sahiplenmek adında sonbir işlem adına. Onlar benim, benim, hepsi benim,.. Bok senin&#8230; Hiçbir şey senin olmadı. Her şeyin senin olmasını istediğin, her el attığın şeyin senin yarattığın, sana ait olan olmasını istediğin için yaşayamadın, yaşayamıyorsun zaten. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Şimdi hazırlanmam lazım. Yaşarken başaramadığım anda olma halini bari giderken yaşamak, ölümümün farkında olarak ölmek Camdan baktığımda çok komik geliyor her şey. Ordan oraya giden insanlar&#8230; Makinelerin, materyallerin içinde boğulan insan. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Kozmik bilinç orda duruyor. Aşağı bakıyorum küçükken yaptığım maket şehirler, yukarı bakıyorum sonsuzluk, boşluk, gerçek&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Aşağıya bakıyorum, hey siz, yukarıya bakarak aşağıda olsanız aşağısı sizi değil, siz aşağısını yöneteceksiniz. Sahip olduğunuzu sandığınız her şey size sahip&#8230; Sevgiline sahip olduğunu sandığın an bile&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Şimdi yeniden aşağı inebilirsem her şeyle dalga geçerdim. Her şeyle&#8230; Kornaya basan şöförden işyerindeki raporlara, faturalardan kredi kartı ekstrelerime kadar her şeyle&#8230; </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="mso-spacerun: yes;"> </span>Bana kızıyorsun belki, belki kıskanıyorsun. Ben özgürlüğe gidiyorum. Sevgilim ağlama, sevgilim üzülme,.. Paraşütümle boşlukta süzülüyorum. Bir tepenin zirvesinde kollarımı iki yana aşıp rüzgarla konuşuyorum, yüzümde, tenimde evrenin, Kutsal Ruh?un dokunuşunu yaşıyorum.. İlk kez benimle buluşuyorum. İlk kez bu son saatte kendimleyim, sadece ben olarak, sadece kendimleyim.. Trajik, bir o kadar komik&#8230; Son anda, son saatte bunu yapabiliyorum. Bunu bir kez daha yapmıştık biliyor musun? </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Ne zamandı tahmin et. Çocukken&#8230; Çocukken de rüzgarı gerçekten hissedip, parmağını ağzına sokup gerçekten yaşıyordun. Olması gerektiği gibi&#8230; Ne eksik ne de fazla&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Sonra koskocaman bir karanlık boşluk. Son saatte yeniden yaşamak. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Dediğim gibi şimdi hazırlanmam lazım. Köpeğimle vedalaşacağım. Sonra benimle olan her şeye teşekkür edeceğim. Minnetimi paylaşacağım. Bütün gün onlarlayken onları hiç takdir etmedim. Yediğim yemeğe, içtiğim suya bile.. Ne diyorum ki ben.. Anneme, aileme, sevdiğim kadına bile minnetimi sunamadım. Onlar zaten benimdi, benim için vardı ya sanki. Hah&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Buraya kadar okuyup gelmiş olmana da minnetarım. Biliyorum söylemeye çalıştığımı yapamayacaksın. Ama hiç olmazsa arada bir de olsa paraşütle atla boşluğa&#8230; Biraz dur bu mektubu anımsa&#8230; Bu mektubu anımsarken çocuğuna, annene, sevgiline sarıl&#8230; Bu mektubu anımsayarak elmayı ısır&#8230; Bu mektubu anımsayarak arabanı sağa çek bir çiçeğe dokun&#8230; Bu mektubu anımsarken başını yukarı kaldır göğe bak.. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;">Ben oralarda bir yerde olacağım&#8230; Ya da tam yanıbaşında&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"><span style="font-size: small; font-family: Times New Roman;"> </span></p>
<div><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"> </span></div>
<div><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"> </span></div>
<div><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"> </span></div>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: Tahoma;"> </p>
<p></span> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/son-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Nefes İstanbul&#8221; okuyucularıyla buluştu</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-kendisi-roman/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-kendisi-roman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Feb 2009 12:17:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=328</guid>
		<description><![CDATA[Bir Nefes istanbul 2 Aralık&#8217;ta okurlarıyla buluştu. Üçüncü gününde çok satanlar arasında yer alan Bir Nefes İstanbul, İstiklal Caddesi başta olmak üzere birçok lokasyonda, kitapevlerinin çok satanlar raflarındaki ve vitrinlerindeki yerini aldı. Heyecanımızı ve cümlelerimizi paylaştığınız için teşekkürler&#8230;
Bir Nefes&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/BİR-NEFES-İSTANBUL-ÖNKAPAK-mail.jpg"></a><a href="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/BİR-NEFES-İSTANBUL-ÖNKAPAK-mail.jpg"></a>Bir Nefes istanbul 2 Aralık&#8217;ta okurlarıyla buluştu. Üçüncü gününde çok satanlar arasında yer alan Bir Nefes İstanbul, İstiklal Caddesi başta olmak üzere birçok lokasyonda, kitapevlerinin çok satanlar raflarındaki ve vitrinlerindeki yerini aldı. Heyecanımızı ve cümlelerimizi paylaştığınız için teşekkürler&#8230;</p>
<p><span id="more-328"></span>Bir Nefes istanbul</p>
<p>Bu kez seninle İstanbul&#8217;u ve İstanbul?daki seni, beni yaşıyoruz. Yolculuğumuzun tanıkları var bu defa. İstanbul&#8217;lular ve İstanbul?da yaşayanlar&#8230; Zengini yoksulu, Kürdü, Alevisi, muhafazakarı marjinali, Ermenisi, Rumu, Musevisi&#8230; Onlarca renk, onlarca doku&#8230;Bu satırlar, bazılarının ütopya dediğinin küçük bir yansımasının, umudunun romanını yaratıyor. Birarada yaşayabilmenin öyküsünü&#8230;</p>
<p>İstanbulun sokaklarına karışırken senin, benim, yaşamlarımızın,aşklarımızın, içimizde kalanların, hayallerimizin, korkularımızın, umutlarımızın, yalnızlığımızın, yaşam koşuşturmamızın, yeni binyılın insanlarının gel-gitlerinin arasında dolaşıyoruz. İstanbul, Türkiye, dünya, ?sen?sin, ?ben?im, ?biz?iz&#8230; İnandığım tek gerçek bu.</p>
<p> </p>
<p>İstanbul öyle bir şehir ki; hiçbir kitap seni bu şehir kadar besleyemeyecek, hiçbir müzik ruhunu bu kadar dolduramayacak, hiçbir öğreti sana bu kadar yakın gerçek (çi) gelemeyecek, hiçbir koku bu kadar zihninde yer edemeyecek&#8230;</p>
<p>Ben sadece bir nefes çektim içime dolu dolu&#8230; Şimdi o nefesi, sayfalara bırakıp, seninle paylaşıyorum&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-kendisi-roman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>30</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Gerçek Zenginliği; Ezan ve Çan Seslerinin Birlikteliği</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-gercek-zenginligi-ezan-ve-can-seslerinin-birlikteligi/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-gercek-zenginligi-ezan-ve-can-seslerinin-birlikteligi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=106</guid>
		<description><![CDATA[Aret Vartanyan&#8217;ın, İstanbul&#8217;un 2010 Kültür Başkenti seçilmesi vesilesiyle hazırlanan prestij kitabı &#8220;Ben İstanbulum&#8221;un kapağa taşınan makalesi &#8220;İstanbul&#8217;un Gerçek Zenginliği; Ezan ve Çan Seslerinin Birlikteliği&#8221; adlı yazısını yayınlıyoruz.
Ne kadar iyi yazarsanız yazın, ne kadar sözcüklerinize güvenirseniz güvenin zordur İstanbul?u anlatmak,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aret Vartanyan&#8217;ın, İstanbul&#8217;un 2010 Kültür Başkenti seçilmesi vesilesiyle hazırlanan prestij kitabı &#8220;Ben İstanbulum&#8221;un kapağa taşınan makalesi &#8220;İstanbul&#8217;un Gerçek Zenginliği; Ezan ve Çan Seslerinin Birlikteliği&#8221; adlı yazısını yayınlıyoruz.<span id="more-106"></span></p>
<p>Ne kadar iyi yazarsanız yazın, ne kadar sözcüklerinize güvenirseniz güvenin zordur İstanbul?u anlatmak, İstanbul?u yazmak. Öyle bir coşar, heyecanlanırsınız ki ne düzen kalır yazdıklarınızda ne vurgu, ne imla? Konuşur gibi yazmak istersiniz.  Okumaya başladığınız bu satırlar için de aynı durum söz konusu. Daldan dala uçan, sırası, örgüsü olmayan bir İstanbul yazısı?</p>
<p>İstanbul için bugüne kadar onlarca şiir yazıldı, resim çizildi, makale hazırlandı? Kimisi için yaşamın merkezi, kimisi için bir tutku, kimisi için vazgeçilemez bir kadın teması oldu İstanbul? Eğer İstanbul bir kadınsa, ben bu kadına aşığım, ben İstanbul?a aşığım?</p>
<p>***</p>
<p>İstanbul?da azınlık olmak? Hem benzersiz bir zenginlik, hem de zaman zaman biraz burukluk.  Nerelisin dediklerinde yedi sülale İstanbulluyum demekten öyle bir gurur duyuyorum ki? Baba Ermeni, anne Rum, büyükanne Musevi, dede Rus, kuzenler Müslüman olunca renkli ve unutulmaz anılarla yüklü bir çocukluk da kaçınılmaz oluyor.  Her yıl onlarca bayram kutlardık. Kiliseden sinagoga, şekerlerle bayram ziyaretlerinden el öpmelere? Üç dine özgü ritüeller, açılan sofralar&#8230; Komşular arasındaki dayanışma, mutlaka ne pişerse hele ki bir de koktuysa komşudan komşuya taşınan yemekler, tabaklar? Kurtuluş?ta, Sıraselviler?de gece ayinleri sonrası ellerinde mumlarla yürüyen Hristiyanlar ve onlara eşlik eden Müslüman komşular? Her şey o kadar çabuk siliniyor ki? Şimdi aynı akşamlarda çoğu yaşlı bir avuç insan sessizce ayinlerini tamamlayıp, sessizce evlerine dönüyor. Ne heyecan, ne paylaşım, hepsi geçmişte kaldı? </p>
<p><img alt="" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/2008/10/arkakapak.jpg" class="aligncenter" width="375" height="500" /></p>
<p>Aslında daha otuzuma gelmediğim halde, çocukluğumda daha yoğun yaşadığım bu karma, bu zenginlik İstanbul?u simgeliyor. İstanbul?un gerçek zenginliğini sembolize ediyor. Yüzyıllardır İstanbul?da yan yana yaşamış kültürler. Rum tüccarlar, Ermeni zanaatkarlar, Musevi esnaflar&#8230; İstanbul?da azınlık olmak gerçek bir zenginlik, bir de ara ara gelen şu keşkeler olmasa?İşte burukluk da bu keşkelerden geliyor.  Keşke 6 Eylül?de güneş doğmasaydı, mübadeleler yaşanmasaydı, azınlıklar göçüp gitmeselerdi? Popüler kültür İstanbul?u ezip geçmeseydi, Anadolu?dan yaşanan hızlı ve plansız göç İstanbul?u yormasaydı. Bugün bir kültür şehri olduğu tartışılmaz olan İstanbul daha da zengin olmaz mıydı? </p>
<p>İşte gerçek bir İstanbul hanımefendisinden bir alıntı ??O dönemde bir değişim yaşanıyordu. Ama halk tabanda genelde beraberdi. Yaşanan olaylarla dostlarımızdan ayrıldık, evlerimizi, dükkanlarımızı bıraktık. Bu, defterde kapkara bir sayfa oldu. Azınlıkların ticarete, sanata, kültüre katkısı büyüktü. Bazen düşünüyorum; bu olay olmasaydı İstanbul böyle mi olurdu? Belki de gelirdi, ama çok daha yavaş bir süreçte. İnanın Beyoğlu?na çıkamıyorum. Kahvehane olmuş evimi görünce gözlerim doluyor. ?</p>
<p>Öyle bir kentki yollarında görünenler ve görünmeyenler iç içe geçmiş. Yüzyılların kalıntıları üst üste gelmiş, çözülemeyen gizemi, anlamlandırılamayan sevdayı yaratmış. Ne kadar çok sır yatıyor İstanbul?un göğsünde? Ne kadar çok olaya tanıklık etmiş asırlardır? </p>
<p>Tarlabaşında sıvaları dökülen eski bir binanın içinde Dolapdere?nin vazgeçilmez kemancısı Nuri yaşar. Nuri?nin evine girer, eskimiş lime lime olmuş muşambanın altını biraz kaldırırsanız ?sağapo (seni seviyorum)? karalamasını bulursun. Bu binanın eski sahiplerinden bir iz? Fakirliğin pençesinde yok olan, tahrip edilen binalarla birlikte bir tarih de yok oluyor.* Onlar hala bu binada yaşıyor. Uzaklarda olsalarda, yürekleri burda? Bazen buruk bir hatıra, bir özlem, bir iki damla göz yaşı? Ama hiç bitmeyen İstanbul sevdası? </p>
<p>***</p>
<p>Beyoğlu?nun ayrı bir yeri var gönlümde? Aslında İstanbul, büyük ölçüde Beyoğlu?dur benim için? Çocukluğum, gençliğim, okul hayatım, aşklarım hep Beyoğlu?nda. Hani ?anlatılmaz yaşanır? derler ya işte en uygun ifade&#8230; Sokaklarında hayatın her dem-i? Zengini fakiri, üniversitelisi alaylısı, liberali muhafazakarı onlarca kültür, onlarca dil, binlerce yaşam iç içe? Beyoğlu?nda yaşamın renkleri öğretir hayatı. İyiyi kötüyü, güzeli çirkini, kısaca yaşamın kendisini bulursunuz. Sokak arasındaki köfteci Ali?den New York restoranlarına taş çıkartacak bir terasa geçebilir, salaş bir meyhanede birkaç kadeh rakı devirip dünyaca ünlü bir sanatçının konserine yine Beyoğlu sokaklarında tanıklık edebilirsiniz. </p>
<p>Sokak aralarında kayboldukça, tarihin izini sürmeye başlıyorum. Başımı kaldırıp eski binaların duvarlarına bakıyorum? Apartmanlarına giriyorum? Kapısında, penceresinin kenarında oturmuş yaşlı bir teyzeyle sohbet ediyorum? Ayyaş Cengiz ile karşılaşınca es geçmiyorum. Kirli elbiselerin ve sarhoşluğun içinde gizlenmiş makine mühendisi, yurt dışında şiirleriyle ödül almış bu adam eğer günündeyse hayata dair neler verebilir neler? Çiçek Pasajı?ndan geçerken de Anahiti anmadan geçemiyorum? Yıllarca akordeonu ile Beyoğlu?nun sesi olan Anahit?in tınıları hala yankılanıyor mekanında?</p>
<p> Çukurcuma?daki antikacılara girip, eski eşyaları karıştırınca hüzün kaplıyor içimi. Bir zamanlar Beyoğlu?nda siyah döpyeziyle yürürken gülücükler saçan Maria?nın bronşuna, belki de Markiz pastanesinin müdavim çapkını Agop Bey?in fötr şapkasına rastladığımda gözlerim dolar? En ağır darbeyi, dükkanların en ucuz mallarına dönüşen siyahbeyaz albümler, mektuplar, notlar vurur. </p>
<p>Gençliklerinde İstanbul?un önde gelenlerini; bugün Beyoğlu?nda, Tarlabaşı?nda eski evlerinde yokluk içinde, buruşmuş elleriyle gözyaşlarını silerken gördüğümde kızıyorum İstanbul?a?. Artık, onların tanıyamadığı bir dünyada, yalnızlıklarına ortak oluyorum. </p>
<p>Nevizade bile eskisi gibi değil? Mezeler fabrikasyon, muhabbetler yüzeysel? Nevizade?nin İmrozlu?su Baba Yorgo yok artık.</p>
<p>***</p>
<p>Dünyanın  ve ülkenin yaşadığı değişimlerle kaçınılmaz olarak yaşanan göç, popüler kültür İstanbul?u yaşlandırsa da, kirletse de, üzse de İstanbul dimdik ayakta duruyor. Getirdikleri, götürdükleri, trafiği, sorunları her ne olursa olsun kızamıyorum ona? Küsemiyorum? Piyer Loti?den Haliç?e, Kız Kulesi, ne ya da Hisar?dan Boğaz?a baktığımda geçiyor kıgınlığım. Affedemediğim ona kötü davrananlara?  Hala İstanbul?da yaşamanın İstanbullu olmak olmadığını anlayamayanlara, bir türlü sahiplenemeyenlere,? Ama umudum var? </p>
<p>Alması gereken bir paye, sunması gereken bir kanıt yok İstanbul?un. Sokaklarında, yapılarında, manzarasında, toprağında ?ben bir kültür şehriyim? diyor. 2010, son dönemde İstanbul için harcanan pozitif çabayı kanıtlaması açısından önemli. Öte yandan bir kültür şehri olarak İstanbul, farklılıklarına sahip çıkmak zorunda? Farklı kültürlerin renkleri daha fazla gözükmedikçe, sesleri duyulmadıkça İstanbul, popülizmin pençesinde dünyanın tüm büyük kentlerinin yaşadığı yozlaşmayla tüketecek kendini. İstanbul?un dev kulelere, postmodern yapılara, gösterişe ihtiyacı yok. İstanbul?un gücü, farklılığı özünde, tarihinde, farklı kültürlerin bileşiminde? Aynı sokakta, aynı anda duyulan ezan ve çan seslerinde? </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/istanbulun-gercek-zenginligi-ezan-ve-can-seslerinin-birlikteligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni yıla girerken</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yeni-yila-girerken/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yeni-yila-girerken/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:44:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Yeni yılın telaşında işlek bir cadede yürüyen baba kızına kızıyor. ?Ne kadar çok para harcamayı seviyorsun? diyor kızına. Kızı sessiz. Konuşmaları devam ediyor. Kız hiç de pahalı olmayan hatta ucuz bir pantalon beğenmiş&#8230; Baba kızıyor ama kızına değil. Birçok baba&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeni yılın telaşında işlek bir cadede yürüyen baba kızına kızıyor. ?Ne kadar çok para harcamayı seviyorsun? diyor kızına. Kızı sessiz. Konuşmaları devam ediyor. Kız hiç de pahalı olmayan hatta ucuz bir pantalon beğenmiş&#8230; Baba kızıyor ama kızına değil. Birçok baba için nasıl da zor yeni yıl telaşı. Yılbaşında bile, çocuğuna istediğini alamayan bir babanın, annenin hissettiklerini hissediyor sadece. Yanlarından kocaman kocaman hediye paketleriyle geçenlere bakarken, kendi ufak siyah işporta poşetinin içinde küçük hediyesi yaralıyor mudur yüreğini.<span id="more-102"></span> Ya yılbaşı sofrası. Hindiler, mezeler, kuruyemişler&#8230;. Markette ağzına kadar tıkabasa bir sepetin ardında elinde bir kola, biraz kuruyemiş ve birkaç parça yiyecekle beklemek neler hissettiriyordur. Çevresindeki bazı babalar çocuklarına istediklerini alırken, vitrinlere bakmak neler hissettiriyordur? Yılbaşı, hayatın acımasızlığını çaresizliğini hissettiriyor bazılarına&#8230;</p>
<p>Bazıları açlığın, donmanın sınırında tek göz evlerinde giriyor yeni yıla&#8230;</p>
<p>Bazıları bu yıl kazanıp yıl bitmeden kaybettikleri aşklarını arıyor. Saat 24?ü vurduğunda bir başka köşede olan aşkını düşünerek yeni yıla daha güçlü, daha hırslı girdiğini ve bir daha aşık olmayacağını sayıklıyor. </p>
<p>Bazıları yeni yılda kaybettikleri, yitirdikleri sevdikleri için gözyaşı döküyor. Resimlerini önlerine alıp kadeh tokuşturuyor.</p>
<p>Bazıları soğuk bir hastane odasında, tatsız ilaç kokusu eşliğinde  37 ekran parazitli televizyondan yeni yılın coşkusuna hüzünlü bir ortaklık kurmaya çalışıyor. </p>
<p>Bazıları, yıllar öncesinin kalabalık aile toplantılarını hatırlayarak huzur evlerinde akranlarıyla yeni yıla girerken, brikaç damla göz yaşını çaktırmadan mendiline akıtıyor. </p>
<p>Bazıları ne zaman yılbaşını aileleriyle birlikte geçireceğini hayal ediyor. Polis, asker, doktor, garson, çalgıcı, taksici&#8230; Gece boyu süren çalışma&#8230; Sevdiklerine, bekleyenlerine bir kısa telefon mesajı atarak ?mutlu yıllar? diliyor. </p>
<p>Bazıları, askerde, dağda, hapishanede kalabalığın içindeki yalnızlığını yaşıyor.</p>
<p>Sokaklar tıkabasa dolup taşarken, yer gök şarkılarla çığlıklarla inlerken, bazıları kendi evlerinin elinden alındığını hissediyor. Evi sokak olanlar biraz hayıflanarak, biraz kıskanarak bakıyor yeni yıla girenlere. Belki her gün onları itip kakanlar, saat 24?ün büyüsüyle onları da halaya dahil ediyor, yeni yılın hatrına gülümsüyor yüzlerine&#8230;</p>
<p>Buraya kadarki ?bazıları? yanı başımızda, şehrimizde&#8230; Ya dünyadaki bazıları&#8230; Felaketlerin, savaşların, açlığın, hastalıkların, dengesizliğin vurduğu ?bazıları?&#8230; anlatmaya gerek var mı? Dünyaya uydudan bakıldığında saat 24.00?te kıtaları değil, içinde barındırdığı hayatları aynı anda görmek nasıl bir şey olurdu?</p>
<p>Yeni yıla girerken, sofranız kurulu, sevdikleriniz yanınızda, sağlığınız yerinde ise, saat 24.00?ü vurduğunda  biraz daha düşünerek o anı içinizde daha yoğun hissetmeyi, sevdiklerinize daha sıkı sarılmayı, inandığınız Tanrı?ya ya da güce biraz daha fazla minnet etmeyi ve yeni yılda dışarıdaki ?bazıları?  için de bir şeyler yapmayı düşünmeyi unutmayın olmaz mı?   </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yeni-yila-girerken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Küçük bebek! Senin için bir çift ayakkabı aldım&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kucuk-bebek-senin-icin-bir-cift-ayakkabi-aldim/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kucuk-bebek-senin-icin-bir-cift-ayakkabi-aldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:43:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Bir çocuk ağlıyor karanlığın içinde ve her ne hikmetse kimseler duymuyor çığlıkları&#8230; 
Sabah ayazı yüzüme vuruyor, sessiz sakin hafif çakır keyif Taksimden Tünel?e iniyorum. Yine ben, hayallerim, umutlarım, aşklarım, heveslerim, düğümlerim&#8230; Gecenin yolcuları eşlik ediyor, tablomu süslüyor. Galata?da soğuk abartıyor,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir çocuk ağlıyor karanlığın içinde ve her ne hikmetse kimseler duymuyor çığlıkları&#8230; </p>
<p>Sabah ayazı yüzüme vuruyor, sessiz sakin hafif çakır keyif Taksimden Tünel?e iniyorum. Yine ben, hayallerim, umutlarım, aşklarım, heveslerim, düğümlerim&#8230; Gecenin yolcuları eşlik ediyor, tablomu süslüyor. Galata?da soğuk abartıyor, yanaklarım kasılıyor, umutlarım donuyor. Bir kapı ağır ağır gıcırdayarak açılıyor. Saçı başı darmadağın, ceketi elinde, makyajları akmış, çorabı kaçmış, buruşmuş eteği ile bir kadın soğuk taşlı sokağa adımını atıyor. <span id="more-100"></span>Bir an göz göze geliyoruz. Yenilecekmiş gibi bakılmaya, aşağılanmaya alışmış gözleriyle bana bakıyor ve hemen kaçırıyor. Ondan önce ben kaçırıyorum. Sonra tekrar buluşuyor. Kontrolsüzce ve içimden gelerek günaydın diyorum. Sadece gülümsüyor. Gözler işini biliyor. Gözler yolunu buluyor. Gerçeği anlatıyor.  O belki gündüz imparatorluğunun arasına karışmış  hanımefendi kılıklı prototip kadınlarından çok daha namuslu bir anne, belki vefalı bir kız çocuğu, belki çocukken tecavüze uğramış, töreden kaçmış talihsiz bir kadın.  Aynı yöne yürüyoruz, adımları hızlanıyor ve aramızdaki mesafe açılıyor. Laf atmaya çalışan birkaç tip benden çekinerek sadece müstehcen hayaller kuran gözleriyle kalçalarına bakıyor.  Onun adımları hızlandıkça benim aylaklığım artıyor. Uzaklaşıyor ve siluete dönüşüyor. Sonra da kayboluyor. </p>
<p>Galata kulesinden kıvrılıp Karaköy?e inerken sızmış iki genç merdivenin kuytusunda yatıyor. Bir pezevenk merhaba abicim diye diye yanıma geliyor, iki travesiti yolun kenarında makyajını temizliyor, Aksaray?ın ortasında dillerini bilmediği iki erkeğe sivri topuklu taciri tarafından pazarlanan genç kız, köhne bir fırında ekmek hamurunu yoğuran, belki de yakılan bir köyden kaçmış delikanlı, başını cama yaslamış taksici, evsiz bir ihtiyar, elinde paketleriyle o saatte mendil satmaya çalışan çocuk&#8230;</p>
<p>Bir an tükenmişliğin içinde yürüdüğüm hissine kapılıyorum. Bu his bana gerçek dünyayı anlatıyor. Gerçek burda diyorum. Gecenin karanlığında. Gündüzün insanları çekildiğinde gerçeğin oyuncuları sahneye çıkıyor. Gündüzün insanları evlerinde mışıl mışıl uyurken, sabah haberlerini izlemelerine sadece birkaç saat varken en sevdikleri haberler bu saatlerde pişiyor. Bir genç ilk kez uyuşturucuyla tanışıyor, genç bir kız ilk  kez pazarlanıyor, &#8230; Gündüzün insanları gazete sayfalarında ahlarla vahlarla, yorumlar yaparken hayat burada dönüyor. 17 aylık bebeğe bu saatlerde tecavüz ediliyor. </p>
<p>Gündüz insanlarından biri olarak utanıyorum. İçimde bir huzursuzluk hissediyorum, riyakarlık. Ben bu insanların hayatlarını sadece ziyaret ediyorum. Filmin içinden geçiyorum ve çıkıyorum. Eve dönüp biraz uyuduktan sonra güneşin yalancılığına kapılıp, düzenli hayatıma başlayacağım. Ve gecenin karanlığı ne yazık ki bu gündüzcülerin riyakarlığından besleniyor, tüketme hırsından, açgözlülüğünden. Güvende olduğumu sandığım, gazete haberlerinin benden uzakta olduğunu sandığım hayatıma. Oysa, yanı başımda, yan sokakta, belki de alt komşumda yeni haberler pişiyor. Önüme konan haberlere kızacağım, söveceğim, lanetleyeceğim, hatta üç beş kuruş yardım yapacağım, vicdanımı rahatlatacağım. Oysaki etrafımız çoktan sarılmış, batağın içinde hapsolmuşuz da haberimiz yokmuş.</p>
<p>Kabul etmekten korkuyorum. Çaresizliğimi, zavallılığımı kabul etmekten. Elimde sihirli bir değneğin hayalini kuruyorum için için&#8230; Evsiz çocukları kurtaracak, uyuşturucuyu yok edecek, fakirleri doyuracak, felaketleri durduracak ama yok. Ama bu kolay olan yol ve bir bahane belki de&#8230; Kendimi temize çıkartacak, vicdanımı rahatlatacak bir arayış. ?Elimde sihirli bir değnek yok? ?Barış için dua ediyorum? ?Suçluları lanetliyorum?&#8230; Traji komik ifadeler.  Ve bu ezilmişliğin altında, tıpkı sevdiği kadını unutmaya çalışan adamın kendini alkole vurması gibi hayatın yanılsamasını içine atıyorum kendimi&#8230; Kah sinemadayım, kah kafedeyim, bazen play station başında bazen Nişantaşı?nın ?çakkıdı? mekanlarında&#8230; </p>
<p>Galiba uyumalıyım&#8230; Zihnim bulanıklaşıyor. Gecenin gerçek kahramanlarından başladığım gecede şimdi çevremdeki herkesin ve benim bir yanılsamanın içinde yaşayan zavallılar olduğumuzu düşünmeye başladım. Pahalı oyuncaklarıyla oynayan, satın aldığında mutlu olan, oburluğuyla aldığı kiloları tüketmeye spor salonuna koşan, aslında öğrenilmiş ben merkezciliği yaşayan, aşklarını bile avuntu olarak yaşayan, başladığını bitiremeyen, ordan oraya sürüklenen, bir hengamede yaşlanan ve niye yaşadığını anlayamadan göçüp giden bir kalabalığın içindeyim.  </p>
<p>Senden ben özür dilerim küçük bebek&#8230; Sen sadece hepimizin günahının bir ucusun, onbinlerce sonuçlarından birisin. İlk olmadığın gibi son da değilsin&#8230; Bir zincirin halkasısın. Daha fazla tüketmek için yaşayan, sevgisizliğin pençesinde boğulan yukarıdaki kalabalığın yarattığı bir izsin. Belki de bugün senin acını paylaşanlar, yıllar sonra Galata?da soğuk taşlara gecenin ayazında ayak bastığında seni ayıplayacaklar. Kim bilir? Tek yapabileceğim senden özür diliyorum. Ben de suçluyum. Senin için bir çift ayakkabı aldım. Odamdalar. Bana seni hatırlatacaklar ve ben seni unutmayacağım. </p>
<p>Uykuyla uyanıklık arasındaki çizgideyim. Garip bir hayal mi, halisülasyon mu, düşünce mi bilmiyorum. Ama efelenen bir dünya görüyorum, fiziki dünya ayaklanmış ?yeteeeer be? diye bağırıyor, silkiniyor üzerindekileri uzayın boşluğuna fırlatıyor. Sağa sola debeleniyor üzerindeki her şeyi boşaltıyor.</p>
<p>Bir inleme, mırıltı halinde, maskelerimin yerle bir olduğu anda fısıldıyorum ?Tanrım beni bağışla; Tanrım bizi bağışla?&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kucuk-bebek-senin-icin-bir-cift-ayakkabi-aldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyuyamıyorum&#8230; Lübnan, Irak, Alt Sokak ya da Sen&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/uyuyamiyorum-lubnan-irak-alt-sokak-ya-da-sen/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/uyuyamiyorum-lubnan-irak-alt-sokak-ya-da-sen/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:43:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Uyuyamıyorum&#8230; Kabus değil, nefret değil, ölüm, yaşam, panik atak, sensizlik değil&#8230; Yaşamak değil&#8230; Uyuyamadığım gibi yerken de, içerken de acı çekiyorum. Duvarlar mengene, ben sıkışıp ezilen bir metal parçası&#8230;
Uyuyamıyorum&#8230; Dünyanın dört bir yanında uyurken kapıları kırılarak açılan aileleri, yataklarından&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uyuyamıyorum&#8230; Kabus değil, nefret değil, ölüm, yaşam, panik atak, sensizlik değil&#8230; Yaşamak değil&#8230; Uyuyamadığım gibi yerken de, içerken de acı çekiyorum. Duvarlar mengene, ben sıkışıp ezilen bir metal parçası&#8230;</p>
<p>Uyuyamıyorum&#8230; Dünyanın dört bir yanında uyurken kapıları kırılarak açılan aileleri, yataklarından zorla sürüklenen çocukların imgeleriyle boğuşurken&#8230; Bir noktada değil, yüzlerce farklı köşede&#8230; Ben uyurken, insanlar, çocuklar uyandırılıyorlar&#8230; Zencisi, beyazı, Müslümanı, Hristiyanı&#8230; Ben eşime sarılırken, bir başka yerde eşlere tecavüz ediliyor, kocalar öldürülüyor&#8230; <span id="more-98"></span>Evlerinde, yatak odalarında&#8230; Yatağımda huzursuzum. Ben yatağımda tavana bakarken, kapılar kırılıyor, evlere giriliyor, erkekler dövülüyor, aileler dağılıyor&#8230; Ben duyduğum bir tıkırtıda genç bir hırsızın televizyonumu çalmasından korkarken, evler darmadağın ediliyor, yakılıyor, anılar siliniyor. Orada, burada, şurada değil&#8230; Her yerde&#8230; Irak?ta, Çeçenistan?da, Nepal?de, Sudan?da, Nijerya?da, Küba?da&#8230; Alt sokakta, yan kapıda&#8230; Artık her yerde. Kötüler savaşanlar değil. Herkes. Çocuklar, bebekler, yataktan çıkamayan yaşlılar.</p>
<p>Ceset yığınları kokuyor&#8230; Yağmur kanla karışık yağıyor&#8230;Milyarlarca sözcük kulaklarıma , yüzüme çarpıyor&#8230; Anlamsızlaşıyor ideolojiler, vaatler, politikalar&#8230; Ahırından kaçmış bir boğa gibi dünya&#8230; Bir tükenme noktası&#8230; Bir sona ihtiyaç molası&#8230; Piramitleri hala yapamıyoruz. Yapabilenler ne oldu. Nuhun gemisine ne oldu? Biz de piramitlerin sırrını çözünce yeniden başlayacak mı her şey&#8230; Bilmiyorum&#8230; Tek bildiğim uyuyamıyorum&#8230;</p>
<p>Lübnan?da siyah çarşafından sadece ela gözleri gözüken kız çocuğu&#8230; Tel Aviv?de masmavi gözleriyle objektife bakan lüle lüle sarı saçlı kız&#8230; İkisinin de korkuları aynı&#8230; Ya bir füze evlerinin yakınına düşerse&#8230; Ya bi canlı bomba okul servisinin yanında pimini çekerse&#8230;</p>
<p>Korkan bir insanlık&#8230; En büyük ortak paydamız korku&#8230; Hepimiz korkuyoruz. Savaştan, doğal afetlerden, ölmekten, kaybetmekten, malımızı kaybetmekten, işimizi yitirmekten, beğenilmemekten, aldatılmaktan, özgür olamamaktan&#8230; Yaşadığımız bölgeye, coğrafyaya, koşullarımıza göre kaçınılmaz olarak bizi saran korku&#8230; En büyük güdümüz korkmak&#8230;</p>
<p>Etkiye tepki veren, sesini çıkartamayan, yarınını korkuyla bekleyen bir insanlık&#8230; Lübnan?da füzeyi ateşleyen kadar, dünyanın bir başka köşesinde elinde çereziyle haberleri seyredenler de, borsa binasında endişeyle son gelişmeleri izleyenler de suçlu&#8230; Ve hepsi korkunun pençesindeler&#8230;</p>
<p>En büyük hayalimiz gerçek olsa ve çocukluk yıllarımıza dönsek&#8230; Hayal kursak ve aynı cesur ifadeyle talep edebilsek&#8230; Düşlerimiz yarının gerçeklerini yaratıyor. Bugünün savaşlarını, felaketlerini, açlığını bu insanlık düşledi ve gerçekleştirdi. Los Angeles?taki bir adamın ihtiyacından fazla her tüketimi Afrika?daki bir çocuğun biraz daha yoksullaşmasıyken, Ortadoğu?da atılan her mermi, açlık sınırında yaşayan bir ailenin ölüme bir adım daha yaklaşması&#8230; Hiç büyümesek ve çocukluk hayalleirmiz devam etse bu kadar mutsuz olur muyduk? Ve bu kadar güçsüz, savunmasız&#8230;</p>
<p>Bir kutu AIDS ilacının, bir Afrika ülkesi için maliyeti 5 tanker dolusu buğday. Bir lazer başlıklı tüfeğin maliyeti açlıktan ölen 250 çocuk. Bir nükleer bomba denemesi ilaçsızlıktan ölen 5000 insan.  </p>
<p>Artık umut yok. Can cekişiyoruz. Tüm iyiniyetli çabalar, vaazlar, dualar, iyiliğin çabası sonu geciktiriyor. Umutsuz muyum? Gazetede, televizyonda umut verecek bir şey görmüyorum.  </p>
<p>Siyah beyaz tüm renkler birbirine karışmış. İyiyle kötü yapışık ikiz. Ne tarafa taraf olacağımı bilmiyorum. </p>
<p>Sıkıldım, çok sıkıldım. Kendimi dünyanın merkezinde görmekten çok sıkıldım. Her şeyin benim etrafımda döndüğünü sanmaktan çok yoruldum. Her şeyin benim için varolduğu sanısını yaşamaktan aptla döndüm. Bardağı aynaya fırlattığımda, içimde barınan onlarca yüzü gördüm. </p>
<p>Kusuyorum&#8230; Politikacıları, siyasileri gördükçe, dinledikçe&#8230; İletişim hilelerine, propaganda tekniklerine gerek yok. Her şey aleni artık. Herkes her şeyi biliyor. En kötüsü de bu.  Herkesi kimin ne yaptığını biliyor. Güçlü olan güçsüzü yiyeceğini söylüyor. İçeride dışarıda aynı. Artık istihbaratlara da gerek yok. Kartlar açık oynanıyor. Kağıtlar bitti. Çekecek kağıt yok. Oyunda kağıdı kalanlar, oyunu ne kadar oynayabilirse o kadar zaman var.</p>
<p>Nereye gidiyoruz? Uluslararası ilişkiler, siyaset, propaganda hepsi bitmiş. Herkes her şeyin bir oyun olduğunu biliyor. Yarın bugünden belli ama oyun devam ediyor. Ölüm hiç bu kadar sıradan değildi. </p>
<p>Umutsuzluk dizboyu. İnsanlar  maymun iştahlı. Her birkaç yıl, bambaşka hevesler, inanışlar, hobiler demek. Sırasıyla kominist, kapitalist, ateist, dindar, milliyetçi olunabiliyor. Ve her birini yaşarken dibine kadar yaşadığımızı sanıyoruz. Liderlerimiz de değişiyor. Bazen Hz. Muhammed bazen Yüce Mesih, bazen Marks, bazen Amerikalı bir yaşam gurusu&#8230; Bugünkü kahraman, yarınki hain&#8230; Sonuçta hiçbirisi olamıyoruz. Kabul edilmediğimizde sinirleniyoruz ama o hiçbir yere ait değiliz. İstediklerimizi alamadığımızda kızıyoruz ama hiçbir şey istemiyoruz. </p>
<p>Başarılı imgeler ekranlardan, dergilerden geçiyor. Girdiği her ortamda alkışlanan, bazen Makyevelist yaklaşımıyla hep önde olan, 21. yüzyılın eşiğinde medyanın ve değişen modern (?) yaşamın yarattığı örnek modeller. Bir örnek gibi yüzbinlerce genç başarılı insan, aynı kaderi paylaşıyor. Kalabalığın içinde yalnızlık, gururun altında özgüvensizlik, bir yanıp bir sönen mutluluk nöbetleri, bitmeyen arayış ve diğer 21.yüzyıl insanı semptomları&#8230;</p>
<p>Sadece vakit öldürüyoruz. Milyonlarca insan kim olduğunu bilemeden, kendini tanıyamadan, akvaryumdaki balık gibi doğup büyüyerek sona gidiyor. Bazen kendini öldürüyor, bazen ölüme gönderiliyor. En iyi ihtimalde sessiz tanık olarak, eline verilenlerle yetinerek etkisiz eleman olarak ölümü bekliyor. İnsanlık, tarihinin hiçbir kesitinde kendi olmaktan bu kadar korkmamıştı. </p>
<p>Bunları hepimiz biliyoruz değil mi? Ama nedeğişiyor? Aynı hızda biz de tükenmiyor muyuz? Çember daralıyor, felaketler artıyor, dünya iflas ediyor&#8230; Sürpriz mi? Elbetteki hayır. Günde 3 paket sigara içen, madende çalışan bir adamın kanser olmasının sürpriz olmaması gibi, insan olmanın değerlerini köreltmiş, mutluluğu dışarıda aramaya alıştırılmış, tüketim çılgınlığını yaşamadan soluk alamayan ve zamanı tüketmeyi öğrenen bir insanlık başka ne üretebilir? Kendimize baktığımızda paylaşmayı, yardım etmeyi, acıları birlikte yaşamayı ve çevreme baktığımda, kendime baktığımda yaşamaktan ümidi kesmiş bir kalabalık görüyorum. İşine yetişen, gününü dört duvar arasında bilgisayar başında tüketen, yılmış bir şekilde eve dönen, bütün günün bedelini küçük bir alışverişle takas eden, televizyonun karşısında günü bitiren bir çoğunluk&#8230; 52 haftada bir hafta tatilin hayaliyle yaşayanlar&#8230; Öte yandan göreceli şanslı gözüken, çünkü daha ço kazanıp daha çok tüketen ama farklı girdapların içinde ömrünü tüketenler&#8230; Öyle ya da böyle farklı kafeslerde, farklı renk tekeri çeviren hamsterlar gibiyiz. </p>
<p>Nasıl bu hale geldik? Kendimizden nasıl bu kadar uzaklaştık? Kendi hayatlarımızı yaşamayı ne zaman unuttuk? </p>
<p>ABD, Irak ile doymuyor diye neden kızıyoruz? Biz de daha fazlasını istemiyor muyuz? Kendimizin ve sevdiklerimizin geleceği için her yol mübah demiyor muyuz? Korkuyla izlediklerimiz , sadece insanlığın, içimizdeki tükenmişliğin bir yansıması&#8230; Değişim bizde başlamadan hiçbir şey değişmeyecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/uyuyamiyorum-lubnan-irak-alt-sokak-ya-da-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tercihini Yaşa</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/tercihini-yasa/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/tercihini-yasa/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:41:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Hayallerle yaşananlar arasında sıkışıp kalmış yaşamlar. Kulaklarımı tırmalıyorlar.  İyi kariyer, iyi kazanç, örnek insan, mutsuz insan. Açılamayan camlarda, radyasyon bombardımanı altında yaşlanan suratlar. Toplantılar arasında yaşanan bir hayat. Evlerde mutsuz insanlar. Yollarda asık yüzler. Acı olan bu değil. Acı olan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayallerle yaşananlar arasında sıkışıp kalmış yaşamlar. Kulaklarımı tırmalıyorlar.  İyi kariyer, iyi kazanç, örnek insan, mutsuz insan. Açılamayan camlarda, radyasyon bombardımanı altında yaşlanan suratlar. Toplantılar arasında yaşanan bir hayat. Evlerde mutsuz insanlar. Yollarda asık yüzler. Acı olan bu değil. Acı olan yakınmalar. Beni sinirlendiren uydurma hikayeler. Bir içki masasınaa, bir günlük orman kaçamağında, 11 küsür ay hayali kurulan tatilde hep aynı nakaratlar: ?Yaşam bu aslında ya. Bak ne doğal, ne güzel.? ?Buradaki köylüler ne şanslı bir de bize bak ofislerde sıkışıp kalmışız? Bir başka noktada, bir evde.  <span id="more-94"></span>?Yemek yap çocuğa bak, hayat mı bu?? Bir kahvede, bir ofiste ?Hiç zamanım yok. Hareketsizlikten eklemlerim ağrıyor, göbeğim şişti selülitlerim coştu yine?</p>
<p>Ve Nietchze?nin mottosu ? İnsan tercihleriyle yaşar. Kabul etseniz de etmeseniz de yaşadığınız şu anı istediğiniz için yaşıyorsunuz.? Sesleri duyar gibiyim. Kader. Yaşanan acılar&#8230; Çaresizlikler&#8230;</p>
<p><img alt="" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/2008/10/tercihiniyasa2.jpg" class="aligncenter" width="605" height="346" /></p>
<p>Yüzler&#8230; Aynaya baktığımızda gördüğümüz gerçekten biz mi? Biz mi yüzümüzü, yüzümüz mü bizi yaratıyor? Yıllar geçiyor. Gülümseme aynı coşkuda olsa da, gözler aynı seksi bakışları taşısa da artık beden yansıtamıyor.</p>
<p>Bizi yoran ne? Bakışlar&#8230;İzlenmek. Farklılık nerede? Yüzlerde mi? Ali, Ahmet, Ayşe, Fatma, John&#8230; Hepsi ayrı bir yüz&#8230; Peki ayrı bir öz mü? Markette onlarca ayrı ambalaj içinde satılan sütler gibi.</p>
<p>Gözlerini kapat. Yüzünü unut. Duygularını düşün. İçine yoğunlaş. Aniden gözlerini aç. O yüz mü seni anlatan? Yıllardır taşıdığın yüz o olduğu için çabuk geçecek. Ama ya şu anki yaşına kadar hiç ayna görmemiş olsaydın? Sadece kendini tasvir edebilseydin, duygularına, yansıtmaya çalıştığın ruhuna yoğunlaşsaydın. Ve bir gün sana ayna tutulsaydı. Ne yapardın?</p>
<p>Dergilerde, gazetelerde, TV?lerde&#8230;. Onlarca, yüzlerce, binlerce surat&#8230; Bir an geliyor, görülenin sadece bir yüzün çok sayıda çeşitlemesi olduğu anlaşılıyor. Birey diye bir şeyin asla var olmadığını anlıyorsun. Süt aynı, değişen ambalaj.</p>
<p>Yalnız kalmak cesaretini gösteremeyen adam, karısıyla yaşadığı mutsuz hayatı anlatıyor. Lüks yaşamından vazgeçmek istemeyen Bay Müdür, işlerinin yoğunluğundan nasıl yaşadığını bile anlamadığını söyleyip yakınıyor. Geceleri yatağında rahat uyumak isteyen, suya sabuna dokunmayan Bay Memur ise maaşının azlığından dertli. Tercihler, korkular bizi yönetiyor. İki duygu bize yön veriyor. Acı ve Zevk. En küçük karardan, en büyük karara bu iki duygu bizi yönetiyor. Acıya tahammülümüz yok. Bu yüzden, göbeksiz bir yazı hayal ederek girdiğimiz sonbaharda, 5 dakika sonra koca bir tabak makarnayı mideye indirmenin zevkini, yememenin getirdiği acıya değişiyor ve gelecek yaz yine kocaman göbeğimizden yakınmanın yolunu açıyoruz. Evliliğimizde, işimizde yaşadığımız ve sürekli yaşanan mutsuzluklarda olduğu gibi. Faturayı ödemekten korkuyoruz.</p>
<p>İki bacak, bir gövde üzerinde yüzbinlerce yüz sokakta dolaşıyor. Tansiyon yüksek. Dünya son damlayı bekliyor. Bir kadın kalabalığın içinden sıyrılarak geliyor. Siyah beyaz bir filmin içinde renkli bir kare. Çok güzel değil. Kalıp ölçüleri ne Cindy, ne de Naomy&#8230; Yüzler dönüyor yine de. Bir şey var. Elini kaldırışında, bakışında, sağa dönüşünde, oturuşunda,&#8230; Hiç konuşmadan etkiliyor. Tek başına, yüzlerce yüzün önüne geçiyor. Aynı şehirde belki yüzlerce kadın aynı dudaklarla gülümsüyor. Ondaysa farklı bir şey var. Kendini gerçekleştirme dediğin, farklı olmak dediğin, karizma dediğin sözle olmuyor. Sütün farkı sütte. Rengi ne olursa olsun, malzemesi ne olursa olsun ambalaj aynı ambalaj.</p>
<p>Yüksek bir tepede, yalnız bir adam. Paltosunun yakaları kalkık, keskin bakışlarla şehri seyrediyor. Yalnız. Her şeyin bir bedeli var. Birçok bedel eşittir acı. Öte yanda, bedel ödemek yerine yaşanan anlık mutluluklar. Beraberinde gelen kısırdöngü ve acı. Neyi yaşamak istediğini bilmeyen, ulaşabildiği kadarını yaşamak zorunda kalan yüzler. Milyonlarcasıyla aynı gülümseyen yüzler. Aralarda üç beş renkli kare. Bedel ödeyen, acısına katlanan, kendi olmayı başaran.</p>
<p>Biliyorum sen de renkli bir kare olabilirsin. Renkli karenin kaynağı, Bay Yönetmen ve adamları tarafından sürekli saklanıyor ve yerine konan hedefler değiştirilerek seni şaşırtıyorlar. Kalem o kadar yakınındaki. İçinde. Sende. Sadece kendin olabilmende. Seni yüzbinlerce surattan ayıracak olan güzel gözlerin, yakışıklı kıyafetin, güzel saçların değil. Sadece sensin. Farklı olan kimliğin, dinin, milletin, statün değil, sadece sensin. Doğduğun günden beri üzeri örtülmeye çalışılan sen.  Seni serbest bırak. Seni serbest bırak ki, her geçen anın hiçlikte kaybolan ve iz bırakmayan kopya ?an?lar olmasın. Dünyaya, çevrene, ruhlar alemine senden atılan bir çentik, kazınan bir iz olsun.</p>
<p>Sen olduğunda ödeyeceğin tüm bedeller, seni görmemezliğe gelip oynadığın tüm günlerden daha az acı verecek. Hem sana, hem çevrene, hem dünyaya, hem evrene&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/tercihini-yasa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarın Çok Geç Olacak&#8230;</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yarin-cok-gec-olacak/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yarin-cok-gec-olacak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 13 Oct 2008 22:38:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aret'den Yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yarın sabah cok geç olacak sen de biliyorsun. Kokuların seni her geçen gün biraz daha sarıyor. Yarınından korkuyorsun. Günlerin sana ne geitireceğini bilmiyor, endişeleniyorsun. Aynaya her yıl biraz daha yaşlı bakıyorsun. Bir bakıyorsun birkaç kırışık artmış yüzünde, birkaç ak saç&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Yarın sabah cok geç olacak sen de biliyorsun. Kokuların seni her geçen gün biraz daha sarıyor. Yarınından korkuyorsun. Günlerin sana ne geitireceğini bilmiyor, endişeleniyorsun. Aynaya her yıl biraz daha yaşlı bakıyorsun. Bir bakıyorsun birkaç kırışık artmış yüzünde, birkaç ak saç teli eklenmiş saçlarına. Adım adım sona giderken korkuyorsun. Ya boşuna yaşamış olursam diye? Bu yüzden hayatına bir sürü şey dolduruyorsun.<span id="more-92"></span></p>
<p><img alt="" src="http://www.aretvartanyan.com/wp-content/uploads/2008/10/yaringec.jpg" class="aligncenter" width="640" height="768" /></p>
<p>Yarın çok geç olacak sen de biliyorsun. Yarın çok geç olacak hep yarın dediğin hayallerinin gerçekleştiğini görebilmen için. Ve anlayacaksın hep bir gün olacak dediklerinin aslında hiçbir zaman senin olmadığını. Yarın çok geç olacak biliyorsun, yüreğini açmak ve korkusuzca ben buyum diyebilmen için.</p>
<p>Yarın çok geç olacak hayat oyununda yüzünü örttüğün maskelerini çıkartman için. Hep seni başka biri olarak tanıyacaklar ve sen hep kendi kendine kızacaksın. Yarın inan bana çok geç olacak mutluluğun da, hayatında beklediğin her şeyin de aslında senin içinde başladığını görmen için.</p>
<p>Gel güzel kız, yağız delikanlı, her kimsen gel. Bugun söz ver kendine ?ben, ben olacağım diye. Kır gururunu, utanmışlıklarını, zayıflıklarını,sadece sen ol.</p>
<p>Gülümse&#8230; Ne olursa olsun gülümse. İnan bana kimse seni paran için, güzelliğin için,  kıyafetin için daha çok sevmeyecek. Kazanacağın gerçek dostların sadece yüreğini açıp sevgini verdiklerin olacak.</p>
<p>Karşılıksız vermeyi öğrendiğinde bakacaksın ki mutluluk da sana karşılıksız geliyor. Nasıl yaparım bilmiyorum. Sana nasıl gösterebilirim ki, yaşamlarımızı kendi ellerimizle insa ettiğimiz duvarların içinde sıkışıp kalarak yok ediyoruz. Çirkinleştiriyor, basitleştiriyoruz. Kendi kendimizi öldürüyoruz.</p>
<p>Yarın çok geç olacak bunu anladığında. Biraz sonra satırlar bitecek ve sen yaşamına döneceksin. Bu bir kaç satır için hiç değilse bugün gerçekten ?sen? ol. Belki de sen olmayı o kadar çok seveceksin ki&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/yarin-cok-gec-olacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
