<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aret Vartanyan &#187; sizdengelenler</title>
	<atom:link href="http://www.aretvartanyan.com/index.php/kategori/sizden-gelenler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.aretvartanyan.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Sun, 25 Jul 2010 18:49:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Hayat Dediğin Nedir ki? / Oya Koçak</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hayat-dedigin-nedir-ki-oya-kocak/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hayat-dedigin-nedir-ki-oya-kocak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:26:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=454</guid>
		<description><![CDATA[Hayat dediğin nedir ki?Bazen bir iki damla gözyaşı,bazen unutulmuş özlemler ve bazen de duyulmayan çığlıklar?Hayat dediğin nedir ki?Sevmek,sevebilmek,sevilebilme ve bazen de nefreti duyabilmek?Ama en acısı pes etmek belkide?Hayat dediğin nedir ki?En zor anlarınde her şeye rağmen gülümseyebilmek canını acıtan her&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayat dediğin nedir ki?Bazen bir iki damla gözyaşı,bazen unutulmuş özlemler ve bazen de duyulmayan çığlıklar?Hayat dediğin nedir ki?Sevmek,sevebilmek,sevilebilme ve bazen de nefreti duyabilmek?Ama en acısı pes etmek belkide?Hayat dediğin nedir ki?En zor anlarınde her şeye rağmen gülümseyebilmek canını acıtan her ne varsa tüm gerçekliğiyle kabul edip tutunabilmek?yeniden başlayabilmek elindekilerle&#8230; yap bozun parçaları gibi birer birer her şeyi yerli yerine koyabilmek?Hayat dediğin nedir ki?İçinde kaybolduğun çıkmaz sokaklar mı?yolun sonunu görmeden gidebilmek mi?ya da bir bilmece karesinde yer almak mı?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Söyleyebilmek mi içindeki tüm gerçekleri korkusuzca sonuçlarını hiç düşünmeden senden neler götüreceğini umursamadan bir anda haykırabilmek mi?Boğazına düğümlenen diline gelipte hep yuttuğun cümleleri bir bir dile vermek mi?Yoksa umarsızca gözlerine perde çekerek susabilmek mi?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Bir tarafta ağlayan bir tarafta gülebilen ve ortada durup nedir bu?diyip,anlamaya çalışmak çözebilmek mi gözlerde ki sırları?Vakti geldiğinde elini taşın altına koyabilmek mi hiç düşünmeden her şeyi göze alabilmek mi?Yalanlarla beslenip ve her gün büyüyüp insanı içine çeken girdabın içine korkusuzca dalıp mücadele edebilmek mi?Hayat dediğin nedir ki?Seviyorum derken gözlerine bakıp içindeki aşkı görebilmek mi yoksa yalanlarla yürekleri acıtabilmek mi hiç düşünmeden yıkabilmek mi en masum duyguları?Berrak suları bulandırıp saflığın simgesi beyazı karalamak mı?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Kendimizi içinde bulduğumuz kalıplar mı yoksa bu kalıplardan sıyrılmaya çalışmak mı?Yoksa kırılıp incinmekten korkup etrafımıza ördüğümüz duvarlar içinde yarattığımız bu dünyada boğulurken nefes almaya çalışmak mı?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Akıp giden zaman mı?Bizden götürdüklerini geri almaya mı yada yerine yenilerini koymaya çalışmak mı?Elimizdeyken değerini bilmeyip kaybettiklerimize üzülüp pişman olmak mı yada bunlardan ders alabilmek mi?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Uzayıp giden yollar mı gidipte dönmeyenler mi bekleyipte özlediklerimiz mi?Ya da neyi niçin beklediğini bilmeden beklemek mi?<br />
Hayat dediğin nedir ki?Bitmek tükenmek bilmeyen bir boşluğun içinde kendini bulabilme çabası içinde olmak mı? Ve kendini bulmaya çalıştığın cevapların içinde kaybolduğun sorular mı?ve en sonunda uzaklarda sandığın oysa ki hep içinde taşıdığın ışığı görebilmek mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/hayat-dedigin-nedir-ki-oya-kocak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Düş Krokileri / Taylan Özkan</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/dus-krokileri-taylan-ozcan/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/dus-krokileri-taylan-ozcan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=450</guid>
		<description><![CDATA[Böyle olmalıydı hayat diyerek hazırlanmış düş krokileri bulunuyor yüksek rakımlı, az bakımlı evlerde. Hafızalara kazınmış kaybedişler. Gözaltında kaybolmuş bir kozmetik ürünü hayat. Sürersin, gömersin geçer gider..
Bir belediye anonsu köy kentin semalarında. Sayın vatandaşlara önemle arz edilen önemsiz cümleler dalgalanıyor&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Böyle olmalıydı hayat diyerek hazırlanmış düş krokileri bulunuyor yüksek rakımlı, az bakımlı evlerde. Hafızalara kazınmış kaybedişler. Gözaltında kaybolmuş bir kozmetik ürünü hayat. Sürersin, gömersin geçer gider..</p>
<p>Bir belediye anonsu köy kentin semalarında. Sayın vatandaşlara önemle arz edilen önemsiz cümleler dalgalanıyor kulaktan kulağa. Kar yağıyor saçkırandan muzdarip şehrin parçalı bulutlu saçlarına. Halkı hayattan soğutma cezası verilmiş bir mahkum izliyor parmaklıklar ardında beyaz şöleni. Pencereyi açıp kollarını uzatıyor, avuçları gökyüzüne selamda. Sevgilinin saçları gibi süzülüyor tenine kar taneleri, eriyor tüm hayalleri.</p>
<p>Özgürlüğün tadını çıkarıyor şehrin italik duruşlu erkekleri kaldırımlarda. Oysa yazı gibi yaşam da imlaya gelmez. Düzene sokulan kelime ne derece yapaysa, anlamsızsa, düzene sokulan insan da öyle. Bordrolarla hizaya geçmiş mahlukatların oksijen tüketmesi dururken, ineklerin metan gazlarına takılarak dünyayı güzelleştireceğini sanan kilim adamları örmeye devam ediyor duvarları.</p>
<p>Adres soruyor takım elbisesinin altına kravatı görünecek şekilde gri süveter giyen ve sırf bu kılıktan dolayı beni betimleyeme küstüren adam. Sanki varacağı adres hayatında kelebek etkisi yaratacakmış gibi yönlendirilmek istiyor. Oysa her sokak çıkmaz. Çıkarsa hayat olmaz..</p>
<p>Fırça atıyor ayaklara en kral fetişist gibi bir ayakkabı boyacısı. Zevk değil, ekmek parası için. Ocağına çam ağacı dikmişler yeni yılda. Süslemişler en gerçekçi acılarla. Yalnız en üste bir sevda oturtmuşlar hafifletsin diye hüznü. Gece olunca karısının beleş bedenine boşaltıyor tüm yorgunluğunu..</p>
<p>Ve bir kadın yatağının yalnızlığında düşlüyor sevgilisinin uzak bedenini. Kim bilir kaç alarm erteledi bölünen rüyaya içerleyip. Hep bir kalkış saati var düzen adına, oysa ne uçaktı ne tren, insandı bahsi geçen..</p>
<p>Güneşin tersten doğuşu olacak seninle başlayan günün sabahı. Kızıla boyanmış denizlerde yakacağız özlemden kanser olmuş hücrelerimizi, alevler yakamoz yapacak. Bir elimizde kahve, diğerinde geçmişimiz gibi acı çikolatalar. Kahkahalarımız delirtecek zamanı. Nasıl da gerçek gibi anlatıyorum aslında gerçek olan rüyamı..</p>
<p>Uzun zamandır rüya görmüyorum. En son piercingli, küpeli bir dede görmüştüm eksi kırk dokuzluk bir soğuklukta. Asasını sallayıp bağırıyordu; ?Kanımın özünü hazmedemeden kusmuşlar, yeri gelmiş ahkam kesip durmuşlar, önce gülmüş, sonra fesat bakmışlar.. Yazık, tüm soysuzluklarıyla soyuma isim olmuşlar.? İnsanın kendi yaşlılığını görmesi ne tuhaf!</p>
<p>Hiç gündüz tarifesi açtırmadım hayatımda. Belki de o yüzden yüklü geliyor hüzünler. Yalnızlıkla pişiriyorum beynimi. Yıllardır doğum günlerimi hatırlayan sadece bankalar ve fatura ödediğim kuruluşlar. Bir de göz yaşlarımdan arta kalanlarla elde edilmiş bir yaş pastayı bilinçsizce önüme koyan ve ısrarla tarih sahnesinden silinmiş ?mutluluk? temennisini beynime matkap gibi sokan ailem. Nice sahte yıllara!</p>
<p>Hayat bir sınavsa bilmek istiyorum, orta yaş başarı puanım kaç? İleriki yaşlara adımlarımı ne kadar etkiler? Geçmişim ek puan olarak yansır mı ruhuma? Şayet manuel ölümü seçersem kadro verilir mi cennet bahçesinde? Yürütmeyi durdurma kararı alıyorum, zaten yürütülecek bir yanı da yok bu saçmalığın.</p>
<p>Saçmalık dedim de, sahi, bu şehirde benden başka aşık yok mu, neden erimiyor hala karlar? Ateşsiz aşk mı olur? Her şey de devletten beklenmez ki, dağıtılan kömürler ne oldu? Yok yok, bahanelerle kendimizi kandırmayalım. İşin doğrusu; İki sevgili bir aşk edemedik..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/dus-krokileri-taylan-ozcan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seçimlerim / Melike Atacan</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/secimlerim-melike-atacan/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/secimlerim-melike-atacan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:22:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=448</guid>
		<description><![CDATA[Seçimlerim; farkında olmadan yaptığım ve beni bu noktaya getiren seçimlerim.. Bulunduğum yer çok yüksekte, ona hak etmediği kadar kötü davranıyorum..herkesin imrendiği bu nokta bana yetmiyor..ne garip çelişki.. Hırslarımı kontrol edemiyorum. Tembelliğim baki, ertelemelerim de&#8230;.Lakin planlarım çok farklı..Hedeflerim var boyumdan büyük,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Seçimlerim; farkında olmadan yaptığım ve beni bu noktaya getiren seçimlerim.. Bulunduğum yer çok yüksekte, ona hak etmediği kadar kötü davranıyorum..herkesin imrendiği bu nokta bana yetmiyor..ne garip çelişki.. Hırslarımı kontrol edemiyorum. Tembelliğim baki, ertelemelerim de&#8230;.Lakin planlarım çok farklı..Hedeflerim var boyumdan büyük, gerçekleşeceğine gönülden inandığım..o hedeflenene ulaşacağım alnımda yazılı da sanki ruhumun huzuru bulması yazılı değil..ruhum bu akvaryumdan çıkabildiği zamanlarda kendini dinlemesin diye başka bir akvaryum buldu kendine..Kaçıyor hızla ve kentin kalabalığına, gürültüsüne kendini bırakıyor. O yüzdenki kırsal alanda yaşayamaz, o yüzdenki boğulup ölücekmiş gibi hisseder kendini bi an duracak olsa&#8230;</p>
<p>Giriş, gelişme, sonuç olamadı hiç yazılarımda.. Konuyu açıklamadan, onun içinde buluverirsin kendini, tam ne olduğunu anlamaya çalışırkende kayboluverirsin.. gelişim olur çelişim.. sonuç zaten hiç olmadı. Eminim bir sonuç olsaydı başlangıcı da olmazdı çünkü..</p>
<p>Beklemiyorum anlamanı. Anlama da zaten.. Ben işte içimde tutamadığımda sözcüklerimi rasgele saçıyorum böyle.. bi daha dönüp bakmıyorum.. bakınca canımı acıtıyor.. en büyük zaafım oluyor..</p>
<p>Kimseye kendini böyle açamazsın.. bilirsin zayıf olan ezilir..hayvanlar diyarının kuralları düşünen hayvan olan insanların dünyasında da geçerli.. içgüdü işte engel olunamıyor&#8230; ruhuna işlemiş bi kere.. o yüzden hep yalnızız.. zayıflığınla seni kabul edebilen bir başka yaratık yok.. çünkü bu kabul onu aslında varlığını bile neredeyse unuttuğu kendi zayıflığıyla karşılaştırır, işte bu noktada da senden yani kendinden kaçmaya başlar..sana da cevapsız soru işaretleri bırakır aceleyle kaçarken.. sıradan insanlar böyle yaşar gider.. Daha acısız daha güvenli sığ alanda olmalılar, açılırlarsa ne olcağı bilinmez çünkü.. Ölümden de bu yüzden korkmaz mı insan.. Hesap vericekmiş gibi yaşamaz, cennete cehenneme de inandığı yoktur aslında, ama korkar düşünmekten bile ölümü çünkü bilir ölümle gelen tek gerçeğin bilinmeyene yolculuk olduğunu&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/secimlerim-melike-atacan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kibir / Caner Doğruyol</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kibir-caner-dogruyol/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kibir-caner-dogruyol/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:21:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=446</guid>
		<description><![CDATA[Güneşli günlerde herkes ışık saçar ; ancak önemli olan fırtınalı günlerde ortaya çıkan gerçek benliğimizi görebilmemizdir&#8230;
&#8230;
Zorluklar, sürprizler, sıkıntılar, ıkıntılar, kahkahalar ve nankörlükler gibi körlükleri içinde barındıran hayat yalnız yaşanmıyor. Sığınmak, sahip olmak, birlikte adım atmak gibi duyguları insanoğlu&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşli günlerde herkes ışık saçar ; ancak önemli olan fırtınalı günlerde ortaya çıkan gerçek benliğimizi görebilmemizdir&#8230;<br />
&#8230;</p>
<p>Zorluklar, sürprizler, sıkıntılar, ıkıntılar, kahkahalar ve nankörlükler gibi körlükleri içinde barındıran hayat yalnız yaşanmıyor. Sığınmak, sahip olmak, birlikte adım atmak gibi duyguları insanoğlu insana kazandırıyor. Klasik bir düzeni var bence hayatın. Sorunlar da çukurlar da ödüller de güzellikler de insanın kaderine karşı hükmetme yeteneğinin yeterliliğinin hangi ölçüde olduğunun bir sonucudur. Bu klasik düzende her şey çok nettir. Sadece aslolan bencillikten mümkün olduğunca uzak durabilmektir. İnsan kendi çıkarlarını, ortak çıkarlarını tabiî ki korumalıdır; ancak unutulması gerekenleri de unutmalı, hatırlanması gerekenleri hatırlamalıdır. Değişenleri görebilmelidir ve ders alınması gerekenleri de idrak edip reddetmemelidir. Yani kendisi olmayı bilen ve dünyanın kendisi etrafında dönmediğini, iletişimin ne anlama geldiğini gören insanı hayatın bu klasik düzeni sadece yorar.</p>
<p>İletişim bozukluğu (!) Bence bir insanın tüm sorunlarının kaynağı olan konunun başlığıdır. Bencillik ile beslenen, ben bilirim felsefesini düzeninin resmi dini olarak kabul etmiş insanların sürekli yaşadıkları bu sorun, çevresindeki insanların onlara karşı olan tutumlarının renk değiştirmelerine ve maalesef idare edilmelerine ya da dışlanmalarına sebep oluyor. Ortası olmayan hayatın olmazsa olmazları arasındaki uyum kavramını hiçe sayıp yukarıda ifade ettiğim şeylerle yaşayanların karşılaştıkları durumlarda da genelde herkes çıkarcı bir ben doğruyum rolüne bürünmüş oluyor. Böylece, maalesef, içlerindeki iyilik tohumunu da köreltiyorlar. Kimse mükemmel değildir. Bu bence evrensel bir gerçektir. Ama olması gerekenler ile dinlemenin, konuşmanın azizliğini de reddetmek olmaz.</p>
<p>Sorunlar, alınganlıklar, beklentiler vb. kavramlar durdukları yerde içi dolan kavramlar değildir. Bu kavramların istenilen boyuta ulaşması için ifade edilmesi gerekir. Buradaki ince ayrıntı da ikili ya da çoklu iletişimin gerçekleştiği ortamlarda diğer insanların da fikirlerinin olabileceği gerçeği ve duyguları ile niyetlerinin de varlığının göz ardı edilmemesi gerektiğidir. Önemli olan neyi nasıl söylediğidir. Kendi isteğini ifade ederken illa da benim istediğim olsun tutumu sürekli bir karakteristik özelliğe dönüşürse ve bir insan, ikaz edilmesine rağmen ikazlarını karşıt fikir olarak görürse yapacak ne olabilir ki ? Hayat tek başına yaşanmıyor.</p>
<p>Peki bu tarz birine kör kütük aşık olan biri ne yapmalı ? Bunları görüp analiz etmeli.<br />
Bu söylediğim zor bir şey; ama bunu denemeli ve içindeki umudunu da yitirmemeli. Ona bir süre vermeli kendince. Eğer o süreye kadar da değişen hiçbir şey yoksa süre dolduğunda yaşanan her şey için güzel bir teşekkür etmeli ve aşkını ( zor da olsa ) kalbine gömüp gitmelidir. Çünkü yapacak başka bir şey kalmamıştır. Çiftler saygı ve sevgiyi kriter alıp birbirlerine verdikleri değerleri birbirlerine hissettirmelidir. Bu söylediklerim zor şeyler, biliyorum. Ama uygulaması zor da olsa imkânsız olan şeyler değildir. İnsanlar ne yaparsa kendileri, kendilerine yaparlar. Yaşanmış kötü şeylerin kalması gereken yerde kaldığına inananlar, geleceğin geçmişin devamı olmadığını düşünenler ve fotoğrafın geneline bakarken iğneyi kendine batırmayı becerenlerin ve aksini idea edenlerin oluşturdukları çevrede kazanansa sizce kimdir ? Hepimiz haklıyız diyip yolumuza giderken vicdan azabı çekmeyi Allah kimseye nasip etmes in desem de maalesef pişmanlıklar bu hayatın önemli bir parçası; ama son pişmanlık fayda etmiyor. Dediğim gibi kavramlar çok basit. Netliği de ortada ama ah şu bakış açıları ve insanın egosu var ya! Eminim bu yazdıklarımın hepsini herkes çok iyi biliyordur. İşte ben bunlara rağmen hala basit olanı yapmak çok zordur diye düşünüyorum. Laf değil icraat diyorum. Ve ekliyorum; kullanma kılavuzunu okumamaya direttiğimiz şu oyun kafamıza göre oynanmıyor maalesef.. Kavga etmeye ne hacet . Zaten hamurumuzda var özgür irade ve kibir ? Bu arada kibir şeytanın en sevdiği günahtır ?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kibir-caner-dogruyol/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gün mü doğuyor? / Dinçer Maden</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gun-mu-doguyor-dincer-maden/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gun-mu-doguyor-dincer-maden/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:20:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=442</guid>
		<description><![CDATA[Gün mü doğuyor?Yoksa gecemi batıyor!İlişkiler mi kanıyor yoksa insanlarmı ?Hep kızarım maskeli yaşamlara&#8230;Aşk&#8217;ı yaşamak yerine sadece oynarız&#8230;Ya duygusal sevgiliyi takarız yüzümüze ya umursamaz aşığı&#8230;Kaçımız denedik gerçek yüzümüzle aşık olmayı&#8230;Kanayanyaralarımızı göstermeyi,yüreğimiz yandığında sevgiliye koşmayı&#8230;Kaçımız başardık &#8220;seni özlüyorum&#8221; demeyi&#8230;.Hep yasaktı bu cümleler..Hele&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gün mü doğuyor?Yoksa gecemi batıyor!İlişkiler mi kanıyor yoksa insanlarmı ?Hep kızarım maskeli yaşamlara&#8230;Aşk&#8217;ı yaşamak yerine sadece oynarız&#8230;Ya duygusal sevgiliyi takarız yüzümüze ya umursamaz aşığı&#8230;Kaçımız denedik gerçek yüzümüzle aşık olmayı&#8230;Kanayanyaralarımızı göstermeyi,yüreğimiz yandığında sevgiliye koşmayı&#8230;Kaçımız başardık &#8220;seni özlüyorum&#8221; demeyi&#8230;.Hep yasaktı bu cümleler..Hele birde aşkın içine &#8220;t&#8221;eknoloji&#8221; girince seni seviyorum odsu &#8220;s.s&#8221; Ama nerden bilirdik ki &#8220;s.s&#8221; ye bile hasretkalacağımızı&#8230;artık sevdalılar kulaklarına fısıldamıyorlar &#8220;seni seviyorum&#8221; diye&#8230; bir mesaj olay bitti&#8230;Biten birşey var doğru &#8220;aşk hayatı&#8221; bitti&#8230;Yürekler artık bir başına tek başına&#8230;.Sevdalar aşklardan uzak Söylesene bana en son ne zaman sevgilinin gözlerine bakarken ruhun onunla sevişti?Kaç kez yan ına gidip ağlayabildin?Çok derin örnekler sayılmaz ama &#8220;aşk&#8221; yüzeyleştikçe bu örnekler bile derinleşiyor işte&#8230;.</p>
<p>Oturup ağlayalım mı, yok yok ağlamaya gerek yok&#8230;.Gözyaşları aşkın kristalleridir&#8230;boşa harcanmaz&#8230;Şöyle bir başımızı eğelim takkemizi alalım önümüze bir düşünelim&#8230;Acaba özleyebiliyor muyum ?yapaymıyım&#8230;Bir test değil, aşkın testi değil, kendi iç savaşımız diyelim buna&#8230;Yürekliysen yaparsın&#8230;Kendinden başlarsın acaba gece yastığa başını koyduğunda aklına o geliyor mu?Başkasıyla düşündüğünde onu, içinden neler geçiyor küfür savurmak geliyorsa aklına, bağırmak geliyorsa eğer aşka yazık olmuştur derim ben&#8230; Oysa sevmek sevdiğini yanında görmek değildir, sevmek sevdiğinin mutlu olduğunu bilmektir&#8230;.Bunu atlamışsındır&#8230;</p>
<p>Devam edersin geceye başın yastıkta yüreğin aklında;Kendi ölümünü düşünürsün Arkanda bıraktığın gözü yaşlı insanları ve en ön sırada sevgilini eğer ağlarken değilde dimdik ayakta hayal edersen ilişkinin güvenini görürsün&#8230;İlişkiler güvende gizli bilirsin bunu eminim&#8230;.</p>
<p>Birde zaman kavramı var es geçtiğimiz hep yarın dediğimiz&#8230;Yada keşke dünde olsaydı dediğimiz, biz bu &#8220;yarın&#8221; ve &#8220;dün&#8221; kavramlarına aşkısıkıştırdıkça &#8220;bu günü&#8221; bu anı yaşayamıyoruz ki..Yarın geç olmadan herşey bu gece çölüzmeli yatağımızda ve hesap verdiğimiz mahkemenin savcısıda biziz yargıcıda&#8230;</p>
<p>Doğru olmalı tutanaklarımız kendimize karşı dürüstsek tahliyemiz çıkar korkmayın&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/gun-mu-doguyor-dincer-maden/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sen Hoşçakal, Ben Merhaba / İnci Tanesi</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/sen-hoscakal-ben-merhaba-inci-tanesi/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/sen-hoscakal-ben-merhaba-inci-tanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:18:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=440</guid>
		<description><![CDATA[aşk;
eğer ki dokunmaksa gökyüzüne
ya da her hangi bir martının her hangi bir kanadının ucuna tutunarak yaşamaksa eğer aldığın her yudum nefesi;
ya da içine çekmekse toprak ananın bahar kokan sevdalarının o içli türkülerini&#8230;
ve seni sen de ama&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>aşk;<br />
eğer ki dokunmaksa gökyüzüne<br />
ya da her hangi bir martının her hangi bir kanadının ucuna tutunarak yaşamaksa eğer aldığın her yudum nefesi;<br />
ya da içine çekmekse toprak ananın bahar kokan sevdalarının o içli türkülerini&#8230;<br />
ve seni sen de ama sensiz yaşamaksa aşk;<br />
üç harf tek kelime anlatırdım o zaman kendimi sana;<br />
a*ynaya baktığında yansıyan bir sen daha görüyorsan orda&#8230;<br />
ş*avkını sulara emanet bırakmış bir lotussam hoyrat bakışlı rüzgarlarda&#8230;<br />
k*okunu taşıyorsam hala cebimde;<br />
&#8230;<br />
bil ki aşkın dokunamadığı bir gökyüzü ve kokusunu duyamadığı bir sen daha yok bu dünyada&#8230;<br />
aşk*ın en saf en temiz ve en çocuksu hali;<br />
gözlerinden öperken gün*den yalnızlığı esir alan gece;<br />
ben burdayım&#8230;.<br />
sensizliğe müebbet bir ben hala seni beklemekte<br />
bunu sakın ama sakın unutma&#8230;.<br />
aşk*ın en saf en temiz ve en çocuksu hali;<br />
yüreğinden öperim;<br />
sen hoşçakal ben merhaba&#8230;..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/sen-hoscakal-ben-merhaba-inci-tanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teması Aşk / Zeynep Tetik</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/temasi-ask-zeynep-tetik/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/temasi-ask-zeynep-tetik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Apr 2009 20:16:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=436</guid>
		<description><![CDATA[Aşk üzerine neler yazılmadı ki şiirler, filmler, diziler,romanlar, içinde yaşanmışlık hikayesi olan nice şarkılar.. Aşk iyi bir ilham kaynağı birçok şey için.. Ve aynı zamanda birçok şeyin pazarlamasında rol oynuyor. ?Sonsuz aşk? nereye koyarsanız koyun iyi satıyor. Hele bir de&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşk üzerine neler yazılmadı ki şiirler, filmler, diziler,romanlar, içinde yaşanmışlık hikayesi olan nice şarkılar.. Aşk iyi bir ilham kaynağı birçok şey için.. Ve aynı zamanda birçok şeyin pazarlamasında rol oynuyor. ?Sonsuz aşk? nereye koyarsanız koyun iyi satıyor. Hele bir de çarpıcı bir hikayesi varsa.. ?Issız Adam? Çağan Irmak?ın son filmi .. Gidenleriniz olmuştur. İnanılmaz bir duygusu var filmin. Çok gerçek ve herkesin hayatlarından kesitleri olan bir film. Müzikler deseniz o kadar başarılı ki filmle çok iyi bütünleşmiş tüylerinizi diken diken ediyor adeta.. Finalde, ayrılan ve yıllar sonra karşılaşan iki sevgilini birbirlerine aşkla , ama kavuşamama duygusuyla sarılması yıktı geçti.. Öyle dünyanın bütçesini ayırıp saçma sapan filmler yerine böyle ufak bütçelerle neler yapılabilir bunu gördük ve bunu istiyoruz..Zaten içinde aşk olmayan hiç bir şey başarılı olamaz diyorum. Komed i filmleri çok görür olduk değil miı son zamanlarda .. Aşk filmleri her zaman olmalı!-Ve yaşatmalı, hatırlatmalı insanların içinde bir köşesinde olan aşk kırıklarını..<br />
Aşk üzerine çok düşünmüşümdür. Var mı sonsuz aşk mesela? Yaşanılabilir mi gerçekten? Hani derler ya nerde o eski aşklar? Haklılar mı? Yoksa magazin sayfalarında okuduğumuz aşk adı altında yaşanan ünlülerin tek gecelik hikayelerinin bir sonucu mu insanların düşüncelerini değiştiren zamanla ve aynı zamanda kötü bir örnek olan insanlara.. Geçmişten bu yana değişen neydi? Ben o aşk gerçek değilse adı her neyse gerçek olmayan aşktan kalanı(?) istemeyenlerdenim. Aşk yoksa yalnız olayım daha iyi yani..Adı olmayan ilişkiler, sadece yatakta söylenen güzel sözler, yoktan yere küsüp barışmalar, günü birlik yaşananlar ve sürekli aşık olanlar..aşk adı altında reel olmayan herşey yani.. kendini kandırmak ya da o şekilde tatmin oluyor olmak.. Aşk bu kadar basit değildir. Aşkı sıradanlaştırmaktır bu! Hatırlıyorum da; Okan Bayülgen tam da Sevgililer Günü&#8217;nde ne de güzel söylemişti. Aşk, bir hastalıkl? ? durumdur diye. Normal bir şey değil ki, aşk. Kendini değil de bir başkasını bu kadar düşünmek, onun için her şeyi yapabilecek duruma gelmek, uğruna ölmek, öldürmek,&#8230; İnsanın iliklerine kadar işleyen bir duygudur. Zamanla oluşur ve güçlenir. İlk görüşte sadece hoşlanır onu tanıdıkça beraber oldukça aşık olduğunu anlar insan. Ve gerçek aşk öyle bir şeydir ki, ayrılsanız bile o hep mutlu olsun istersiniz. Zaten aşk bitmez bence sadece yarım kalır.. Mesela, Sevdiğinin bir başkasına ait olduğunu bilme hissi! Hissedenleriniz var mı bilmem ama çok acıdır, acıtır! Yine de kimle olursa olsun yeter ki mutlu olsun der gerçek aşık insan! Arkasından hakaret etmez. Çünkü bu kadar çabuk nefret edilmez. Mümkün değildir eğer gerçek aşkı yaşıyorsanız!<br />
Ayrılıkların da bir anlamı olmalı ilişkilerde. Sayısız nedeni olabilir. Bitecekse eğer bir sebepten, insanca bitirmeli derim. (gerçek aşkların bitmemesi en büyük dileğimiz!) geçenlerde konuştuk arkadaşlarla bunun üzerine.. Hepimiz aşk acısı çekmiştik. Bir arkadaşım Sevgilisiyle yollarını ayırmıştı. Üzgündü, sinirliydi ve de kırgındı! Sevdiğinin arkasından tek bir kötü söz söylememeyi tercih ediyordu. Hayranlıkla baktık ona. Arkadaşım aşık tı ve bunun bir ömür sürmesini istemişti. Olmayacaksa sürdürmenin de bir anlamı yoktu. Ama adam ?beni bırakma? diyordu? Neden biliyor musunuz? Çünkü acıtan kendisi olmalıydı ve hakaret ederek, acıtarak geçmişin güzelliklerini yok ederek hiçe sayarak gitti!<br />
Eyyy aşk nerdesin? Seni bu kadar ulaşılmaz yapan ne?<br />
Aşk üzerine birkaç not çıktı karşıma nette ve paylaşmak istedim diyor ki;</p>
<p>Yalnız olanlara:<br />
Aşk bir kelebek gibidir, peşinden koştukça hep senden kaçar.en iyisi bırak uçsun, inan ki hiç beklemediğin bir anda gelip omzuna dokunuverir. Aşk mutlu eder, bazen de üzer ama aşk özeldir.</p>
<p>Sevgilisi olanlara;<br />
Aşkın amacı birileri için ?mükemmel insan? olmak değildir, seni mükemmelliğe en çok yaklaştıracak insanla olmaktır.</p>
<p>Çapkınlara;<br />
Sevmediğin birine asla ?seni seviyorum? deme.. içinde olmayan duygulardan varmış gibi söz etme. Kimsenin hayatına kalbini kırmak için girme. sevgi dolu bakan gözlerle asla yalan söyleme. Çünkü birine verebileceğin en büyük acı, aşık olmadığın birini kendine aşık etmektir.</p>
<p>Evli olanlara:<br />
Seven insan ?senin hatan? yerine ?özür dilerim? diyendir. ?neredesin? yerine ?ben buradayım? diyendir. ?Nasıl yaparsın? YERİNE, ?NİYE yaptığını anlıyorum? diyendir ve aşk ?keşke? yerine daima ?iyi ki? diyendir.</p>
<p>Ve diyor ki Ayla Dikmen şarkısında;<br />
Dilerim ki mutlu ol sevgilim ben olmasam bile hayat gülsün sana..<br />
Bunu diyebiliyorsanız siz âşıksınız!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/temasi-ask-zeynep-tetik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendimle Yüzleşmek / Özlem Gül</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kendimle-yuzlesmek/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kendimle-yuzlesmek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 14:36:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=210</guid>
		<description><![CDATA[Kendime özüme dönmek ve kendimi izlemek, yaklaşık iki yıldır böylesine keyifli bir yolculuktayım ve biraz sizlerle paylaşmak istiyorum bu yolculuğumu?.sevgiyi hep dışarıda aramışım hatta bazen hiç aramamışım çünkü kendime laik görmemişim sevmeyi, sevilmeyi güzellikleri, mutluluğu. İnsan kendine neyi laik görürse&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kendime özüme dönmek ve kendimi izlemek, yaklaşık iki yıldır böylesine keyifli bir yolculuktayım ve biraz sizlerle paylaşmak istiyorum bu yolculuğumu?.sevgiyi hep dışarıda aramışım hatta bazen hiç aramamışım çünkü kendime laik görmemişim sevmeyi, sevilmeyi güzellikleri, mutluluğu. İnsan kendine neyi laik görürse onu yaşar, özüme yaptığım bu yolculukta öğrendiğim ve beni cok derinden etkileyen şey, hayatımın yaşadıklarımın sorumluluğunu almam gerektiğiydi bunu ilk duyduğumda günlerce kendime gelememiştim nasıl yani demiştim şimdiye kadar yaşadığım her şeye ben mi? sebep oldum da sorumluluğunu alıyım, kimse bana bir şey yapmadımı cok zordu bunu içselleştirmek.uzun bir süre direndim sonra peki dedim öyle olsun ve dönüp şimdiye kadar yaşadığım olayları irdeledim ve çıkan sonuç içimi acıtsa da gerçekti evet her şeyi ben yaratmıştım benim düşünce kalıplarım benim korkularım ve tüm bunla rın sonucunda ki deneyimlerim bütün bunların sorumluluğunu almam gerekiyordu ve aldım, yani dibe vurmalarım çoşkularım heycanlarım,inişlerim çıkışlarım, kırdıklarım kırıldıklarım, ağladıklarım ağlattıklarım, terketmelerim terk edilmelerim, aldatmalarım aldattıklarım, kavuşmalarım özlemlerim, hüzünlerim sevinçlerim başarılarım başarısızlıklarım hepsinden ben sorumluydum ben yaratmıştım hepsini, işte insanın kendiyle yüzleşmesi kendini izlemesi böyle bir şey sadece kötü olanlarını değil güzelliklerini de başarılarını da görüyor insan ve gördükçe kendini sevmeyi kendine sarılmayı öğreniyor ..meğer içimde ne güzel bir öz varmış ve ben bu özün farkında değilmişim projektörü kendime tutunca her şeyi çok net gördüm. Aslında ilk başlarda bu görüntü çok hoşuma gitmedi uzun bir süre sorguladım kendimde gördüklerimi, sonra bir arkadaşım kendine sarıl dedi işte o an inanın bana o an evet dedim artık kendine sarılmanın ve koşulsuzca kendimi sevmenin zamanı ben Ben?i olduğum gibi sevmezsem kimseyi koşulsuzca sevemem her şey bende başlıyor ve bende bitiyor kendimi sevmek Tanrıyı sevmekti?..</p>
<p>Tanrıyı seven de herkesi ve her şeyi sevebilir, Tanrının cok uzakta olduğunu sanıyoruz ve dolayısıyla kendimizden de cok uzaklaşıyoruz ve her ikisinden de korkuyoruz çünkü korku kültürüyle yetiştirildik sevginin koşulsuzluğundan kimse bahsetmedi bize uzaklarda aradık oysa ne kadar yakınımızda her ikisi de, nefesimiz kadar yakınımızda, içimizde, hiç bakmadığımız, dinlemediğimiz kalbimizde?.<br />
Kendimle yüzleştikçe kendimi daha cok seviyorum korkularımla yüzleştikçe daha çok yaklaşıyorum kendime ve daha çok sarılıyorum bir yerlerde unuttuğumu ÖzRa ya, belkide hatırlamak için unutmuştum? .ve hergün içime bakmamı sağlayan deneyimlerime şükrediyorum?ben, cesur, canlı, esnek ve kendini seven bir kadın olmayı seçiyorum bu seçim hayatımı çok daha kaliteli yaşamama ve hayallerime kavuşmama sebep oluyor. Yok saydığım görmezden geldiğim her bir parçamı toparlıyorum ve keyifle yoluma devam ediyorum?.</p>
<p>ÖZRA GÜL</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/kendimle-yuzlesmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lümpen Akademisi / Taylan Özkan</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/lumpen-akademisi/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/lumpen-akademisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Dec 2008 14:34:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=208</guid>
		<description><![CDATA[Hayatı kabullenme konusunda başarısız oldum. Bahaneler uydursam kurtarır mıyım kendimi bu sorumluluktan bilemiyorum.. Almanlar kaybedince ben de kaybetmiş sayıldım. Yine de önemli olan katılmaktı..
?Çünkü biz mutantız.. büyük bir utancız?
Sabahın erken saatleriydi. Bir ara yazmaya ara verip pencereden dışarıyı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hayatı kabullenme konusunda başarısız oldum. Bahaneler uydursam kurtarır mıyım kendimi bu sorumluluktan bilemiyorum.. Almanlar kaybedince ben de kaybetmiş sayıldım. Yine de önemli olan katılmaktı..</p>
<p>?Çünkü biz mutantız.. büyük bir utancız?</p>
<p>Sabahın erken saatleriydi. Bir ara yazmaya ara verip pencereden dışarıyı izledim. Bir an insanların evrim geçirdiğini düşünmekten kendimi alamadım. Daha önce hiç bu kadar göz altları şişmiş insanı bir arada görmemiştim. Ya ben de öyle olursam diye düşündüm. Korkuyla storu indirdim. Yazmaya devam ettim. İşte bazılarına karamsarlıktan, saçmalıktan başka bir şey ifade etmeyen bu yazıları var eden yabancılaşma anlarımdan biridir bu. Siz yüzlerce göz altları şişmiş insanı görseydiniz korkmaz mıydınız? Sanırım yeterince cesur değilim..</p>
<p>Uykuya dalmışım. Rüyamda Külkedisi?yle röportaj yapıyordum. Hatırlayabildiklerim bunlar;</p>
<p>-Merhaba Külkedisi. Öncelikle bizimle görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.</p>
<p>-İyi para teklif ettiniz</p>
<p>-Nasıl yani? Bildiğim kadarıyla en son prensle evlenmiştiniz. Maddiyatla ilgili bir sorununuz olmayacağını düşünmüştük. Nedir sizi parayı düşünmeye zorlayan?</p>
<p>-Anlatayım efendim. Hikayenin başlangıcını hepiniz biliyorsunuz. Saraya taşındıktan sonra da kötü talihim peşimi bırakmadı. Monarşinin yıkılmasıyla halkın sarayı talan etmesi ve prensin yaşadığı bunalımlar sonucu intihar etmesi sonun başlangıcı oldu.</p>
<p>-Ne yani prens öldü mü?</p>
<p>-Öldü kör olası prens. Baloda düşürdüğüm ayakkabıyı getirdiği günü hatırlıyorum da, lanet olsun o güne. Keşke Jacob?dan vazgeçmeseydim.</p>
<p>-Jacob?</p>
<p>-Komşumuzun oğlu, gizli gizli görüşürdük. Birbirimize deli gibi aşıktık. Prens işin içine girince mantık evliliği yapmak zorunda kaldım.</p>
<p>-Şaşırdığımı söylemeliyim.</p>
<p>-Ne var bunda şaşılacak! Kapitalizm aşkı da öldürür efendim..</p>
<p>Uyandım. Konuşmalarına ve gözlerine hayran olduğum hanımefendi geldi aklıma. Ya göz altları şişmişse? Francis Ponge?nin dediği gibi ?İnsan insanın geleceğidir?. Geleceği bir mutantla yaşama isteğim bile bile ladestir. Tavana bakıyorum kaza süsü verilmiş bir ceset gibi. Kollarım açık sarılmış hayaline.. ama kendimi kandıramıyorum. Belki de en büyük sorunum bu!</p>
<p>Bir insanın kendisinden daha çok seveceği biri olamaz. Ancak kendisine iyi ayak uyduran biri olabilir. Kendi duygularının ve ihtiyaçlarının tatmini için seçtiği sevgili bir asistandan öteye gitmeyecektir. Fakat asistanınla uyum içinde geçireceğin hayatın tadı İtalyan çikolatalarında dahi yoktur!</p>
<p>Odamın ortasına kök salmış bir portakal ağacı var. Kırk metrekarede hareket etmemi zorlaştıracak kadar büyük.. İşte bu yüzden turuncu tüm eşyalarım. Dışarı çıkıp yürümeye başlıyorum. Amatörce hazırlanmış bir tiyatro afişi çarpıyor gözüme. Şehri güldürme çabasındaki bir grup gencin sanat aşkı mutlu olmama yetiyor. Hiç düşündünüz mü gençler neden sanata daha çok ilgi duyarlar? Çünkü zorundalıkları minimum düzeydedir. Çünkü düşünmeye ayıracak vakitleri vardır..</p>
<p>Genelleme yapmadan şunu ifade etmeliyim; en azından yaşadığımız coğrafyada tıpkı aşk gibi gerçek anlamda sanat da göremezsiniz. Bunun nedeni çok açıktır, baskı ve korku.. Düşüncelerini otorite ve toplum baskısı altında eserine aktaran biri gelişim adına pek fazla şey başaramaz. Belirttiğim gibi insanın kendisinden daha değerli bir şey yoktur ve kendi konforu toplumun bilinçlenmesi ya da farklılıkları tanımasından çok daha önemlidir. Kim sıcak kahvesi ve nefesinden ödün verebilir ki? Toplum mu? Her sabah şişmiş gözaltlarıyla programlanmış halde işlerine gidenler kimin umurunda.. Guguklu saatlerin kuşları ne kadar özgürse onlar da öyle..</p>
<p>Bu arada insanların hak ve özgürlükleri üzerindeki genel etkiyi hiçe sayıp, olayın sadece maddi boyutuyla ilgilenenlere bir şeyler söylemek istiyorum. Siz sağlıktan eğitime her konuda devletin güvencesi altında yaşadığınızı düşünürsünüz. Yanılgıların en büyüğü budur. Hayatınız boyunca yaşayacaklarınız bir hiçten öteye geçmeyecektir. Uzun vadeli küçük umutlarla yaşadığınız hayatınızın sonuna geldiğinizde tüm bu anlattıklarımın farkına varacaksınız. Şu anda mecburiyet diye nitelendirdiğiniz şeyler, aslında size mecburi gibi algılatılan kavramlardır. Bir an olsun sadece insan olduğunuzu hatırlayın, sizler araba yakıtı değilsiniz! Birilerinin ilerlemesi için kullandığı basit araçlar, modern çağın asgari ücretli köleleri olmayı insanlığınıza yediriyorsanız devam edin, bir gün mutlaka keşke diyeceksiniz..</p>
<p>Mutasyona uğramış insanlar, büyük bir yalanı koşulsuz kabul ettirecek virüs salınmış bünyelere. Şimdi bilinen sonun sürpriz çıkmasını bekliyoruz. Çünkü biz mutantız.. büyük bir utancız.. Fransızca?da çalışmak kelimesinin karşılığı ?travail? dir, zahmetli, acı veren, işkence anlamına gelir. İşkenceden ibaret bir yaşamın mutsuz duvarlarını görüyorum. Duvarların ardını görüyorum sonra.. uzayın duvarları.. düşündüğümüzün dışında bir yaşam.. tıpkı bizimkine benziyor.. sadece çok büyükler.. tek fark bu!</p>
<p>İki Marslı konuşuyor;</p>
<p>- Kan grubu?</p>
<p>- Kanguru değil koala bu.. gidiyorum ben..</p>
<p>- Hey dur, nereye gidiyorsun?</p>
<p>- Nargile</p>
<p>- Selam söyle Nargi?ye</p>
<p>- Muzlu söyleyeceğim..</p>
<p>Efendim? Mars?ta hayat yok mu dediniz? Peki ya burada.. dünyada hayat var mı</p>
<p>TAYLAN ÖZKAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/lumpen-akademisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Şehrin Duldasında / Aslı Filiz</title>
		<link>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-sehrin-duldasinda/</link>
		<comments>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-sehrin-duldasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 11:41:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[sizdengelenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.aretvartanyan.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Minik bir testi elimde. Orijinal üstelik. Boyası, cilası yok. Onu yandaki koltuğa itina ile koyuyorum. Nasıl da çarçabuk yapıyorlar, kendi kendime gülümsüyorum. Yaşlı amcanın elleri öyle alışmış ki onları yapmaya, gözü kapalı yapabilir biliyorum.
Burası büyülü bir yer. Taş evler,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Minik bir testi elimde. Orijinal üstelik. Boyası, cilası yok. Onu yandaki koltuğa itina ile koyuyorum. Nasıl da çarçabuk yapıyorlar, kendi kendime gülümsüyorum. Yaşlı amcanın elleri öyle alışmış ki onları yapmaya, gözü kapalı yapabilir biliyorum.</p>
<p>Burası büyülü bir yer. Taş evler, dar sokaklar ve yaklaştığın her yerde sürekli bulunan bir küfümsü koku çekiyor kendine. Sanki daha önce buralarda yaşamışsın da, sürülmüşsün gibi bir his. Tüm bu eskimişliğin içinde, teknolojinin her imkânı da mevcut&#8230;</p>
<p>Otelin önüne geldiğimde, park sorunu olmadan otomobil yerleştirmenin keyfini yaşıyorum. Otopark?da yok zaten. Öylesine bırakıyorsun, biraz düzgün sadece. Testi elimde giriyorum içeri. Gülümsüyor olmalıyım ki, resepsiyondaki çocukta bana gülümsüyor. Odama doğru taş merdivenlerden çıkarken, görev için bile olsa burada olmanın huzuru var içimde. Bir an önce eşofmanlarımı ya da jean?i giyinip terasa çıkmak istiyorum. Müthiş güzel bir manzara beni bekliyor. Yaklaşık dört gündür seyrediyorum ve her gün yeni bir yerini boyuyorum bu büyülü görüntünün.</p>
<p>Yarın son günüm. Bugün iyice izlemeliyim. Ismarladığım üzümlerde gelmiş. Benden mutlusu yok. Bir an önce eve gitmek ile burada ömür boyu kalmak istemenin gel-git sendromunu yaşıyorum. İnsan nasıl da oynak fark ediyorum ve ürküyorum.</p>
<p>Garson kaburga dolmasını getirdiğinde, gözlerim büyüyor. Aç gözlüyüm tamam da bu kadar da kocaman bir tabak olmaz ki! Yanında köpüklü bir ayran, hayır diyemiyorum. Oysa canım şarap içmek istiyor. Ayranı içersem, şarabı içemem ki! Görüntü olsun diye hayır diyemediğim bu kaçıncı ayran hesabı yok! Enfes bir yemek bu, kuzu etinin bu denli lezzetli olduğunu bilmiyordum, bundan sonra asla dana eti yemem. Farkı fark etmek gibi?</p>
<p>Terası çevreleyen taş blogun kenarımdaki divana geçiyorum. Örtüsü bildiğimiz kilim ama öylesine yumuşak ki, uzun bir süre elimi gezdiriyorum üzerinde. Gitmeden bunlardan bir tane almalıyım. Bir de buradaki sap yastıklardan? Bel ağrısı diye bir şey kalmadı bende ya da buradaki rahatlığımdan dolayı, unuttum! Gecenin koyusuna rağmen, garip bir ışıltı var bu şehirde. Gözün algısı dışında gelişen, sanki insanı içine çeken bir girdap.</p>
<p>Duldasında bulduğum tüm sihirini içime çekiyorum bu şehrin. Hep hatırlamak için, asla unutmamak için ve yaşlarını siliyorum gözlerimin. Sevgilimin gidişine bile ağlamamışken bu şehirden ayrılacağıma ağlıyorum?</p>
<p>Şarap kadehi bildiğimiz cam kadehlerden değil, topraktan yapılma. Yine şarap bildiğimiz markalardan değil yerli. Bu şehrin üretimi, nasıl da lezzetli bir aroması var. Damağa bıraktığı buruk tad, tekrar gel ya da benden çok alıp götür der gibi. Kadeh ısıtmıyor şarabı, demek ki toprak kadeh kullanmalı bundan sonra. Tıpkı ayranı bakır ve kalaylanmış kapta içmenin keyfi gibi.</p>
<p>Gece ve şarap, sürüklüyor derinliğe iyiden iyiye.</p>
<p>Dünya üç otuz kuruşluk aklıyla dönedursun.. Ben de onun etrafında pervane böceği olarak takipteyim biliyor.. Bazen yakaya takılsam da, sonuçta nizam ve intizamdan hisseme düşen payı ziyadesiyle aldığımı biliyorum.. Misyonum var benim öyle demeyin. Boşu boşuna arz-ı endam edilir mi dünya yüzeyinde.. Benim de fikirlerim var ve bence bu taşlar kesinlikle yaşıyor. Soluk alış-verişlerini hissediyorum desem, deli kısvesiyle tımarhane tarifi yapacaklar ki pekte uzakta değil.. Şunun şurasında Elazığ kaç kilometre.. Onun için düşünceler iyi ki okunmuyor artık diyorum.. Zira bu taşlara yaşam veren enerji bir zamanlar eminim ki düşünceyi de okuyordu&#8230;</p>
<p>Ya da ikinci şık var tabii.. Süryani şarabı çarpıyor insanı.. Eh! olur mu olur, böcek adayı bir insanız neticede.. Elimdeki bu müthiş ısıyı çok sevdim açıkçası. Geçmiş bir zaman dilimine kaymış ve beni ne kadar görmeyi merak ettiğim şey varsa onların yanına doğru sürüklüyor.. Zamanda yolculuk gibi bir şey bu, belki de öyledir kim bilir? ben! <img src='http://www.aretvartanyan.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> ))</p>
<p>Kaburga dolmasının, ne kadar yağlı kısmı varsa tüketmek zihnimi açtı sanırım.. Bu hayvanlar işi biliyor, otun en güzel taraflarını alıp yağ ediniyorlar, eh gerekiyorda kendilerine.. Yanılıyor muyum? Belki de&#8230;</p>
<p>Garson sanki tatlı çektiğini anladı canımın.. Bir helva getirdi ki, lezzetinden ölebilirim.. O lezzet damağımdayken çok da güzel olurdu.. Şarabın üstüne helva olur mu demeyin, pek bi güzel oluyor üstelik arkasından şarabın tadını daha bir farklı algılıyor beyin.. Tavan yaptırıyor diyebilirim.. Sonra o bilmediğim el alıp beni kuyusuna misafir ediyor.. Tanrı siyahtan beyazı yaratmakla muhteşem bir iş yapmış.. Işığın tadına varmak bu olmalı. Karanlıkta oynaşan elektrik ışıklarını saymazsak, o ışığın vücudunuzda gezmesi muhteşem ötesi.. Gizli bir terapi&#8230;</p>
<p>Bir dibeğin altında eziliyorum ama bu ezilmek hiç mi hiç can yakmıyor, aksine keyifli. Ezildikçe, öz suyum çıkıyor ortaya ve çıktıkça arınıyorum.. Bu ağırlığın şimdiye kadar beni niye ezmediğini bile düşünüyorum.. Ve anlıyorum ki, özlemek sunnî ve yalıtımsız olmalı.. Şartlı ve güdük özlemleri içimden bir çırpıda bırakıyorum boşluğa.. karanlık biraz daha aydınlanıyor şimdi. Ve baktığım şey her ne ise bir isim bulmak zorunda değilim onu da biliyorum.. Yaşanmışlık bırakamadığım herşeyden arınmak istiyorum.. Sabrı biliyorum ama hiç tahammülüm yok şu an.. Bir an önce olsun istiyorum, hatta bir an önce ölmek ve yeniden doğmak istiyorum börtü böceğimle, otum çiçeğimle.. Öyle ya, neden ki bu korku..? Varlık savaşı mı? Yokluğun keyfini bilince, varlığa savaşın gereksizliğini görmek.. Ve ben artık neyi özlediğimi ve özleyeceğimi biliyorum&#8230;</p>
<p>Çantama gidiyor elim, gündüz aldığım bir küçük poşet çamur orada.. Çömlek çamuru.. Elime alıp sevgiyi yoğuruyorum. Zerreciklerin birleştirdiği, suyun iyonize gücünü ve toprağın beni çekişini, aslında hissettiklerimin özüme dair özümseme olduğunu.. Garson hâlâ çaktırmadan, yüzümdeki munis gülümsemeye odaklı, onun da farkındayım.</p>
<p>Şimdi çözüyorum işte.. Meğer yıllardır, ne zaman deniz kıyısına gitsem taş toplayıp saklamanın ve onlarla oynamanın aslında bana neden iyi geldiğini&#8230; konuşuyorum ben onlarla, bilinmedik bir alfabeyle.. Sadece bizim bildiğimiz.. bin yıl önceki muhteremin dokunduğuna, ben de dokunuyorum da ondan..</p>
<p>Sulhü yaşıyorum şimdi, kendi ruhumla bedenimin sulhünü&#8230;</p>
<p>aslı&#8217;nın ayn&#8217;ıdır.</p>
<p>Yazar: <strong>Aslı Filiz</strong><br />
Websitesi: <a href="http://www.sapsaman.com" target="_blank"><strong>http://sapsaman.com</strong></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.aretvartanyan.com/index.php/bir-sehrin-duldasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
