En Çok Yorumlananlar
Gece ya da gündüz… Umurum değil pek. Kendi yağımda yanarken sevdiğim dostlarla… Turuncu bir koltuğa dibine kadar gümülüp, karşımda duran turuncu, çiçekli aynaya bakışlar atıyorum. Gözlerimin yeniden güldüğü anları beklerken… Hiç tanımadığım bir evin ortasında kendimi kendime bırakıyorum. Aynadaki bana seni seviyorum demeye çalışıyorum. Biliyorum ki kendime diyemediğim sürece, kimseye içten diyemeyeceğim. Kendime diyemediğim sürece de hep bir başkasının bana ?seni seviyorum? demesini bekleyeceğim. Bu bir güçsüzlük valsi…
Sevgiyi göstermenin, sevgiyi paylaşmanın daha iyi bir zamanı mı var? Temcit pilavı kriz senaryoları, her gün işlerini kaybettiğini duyduğumuz dostlar, doların tavan yapan seyri sanki sene sonunda yerlerde sürünecek halini bilmiyormuşuz gibi… Oyunun yeni bir perdesinin en dramatik anlarında, sen bu oyuna bakıp, sen bu oyunu görüp, sen bu oyuna ortak oluyorsan sana da yazıklar olsun. Ortak olmak istemiyor musun? O zaman sev, kucak aç, sarıl, paylaş… Kimse senden para istemiyor. Kimse senden güçlü olmanı beklemiyor. Kimse senin yıldız olmanı önemsemiyor. Hele ki sevdiklerin: Sevdiklerinin hiç biri bunu istemiyor. Sevdiklerin, senin onları sevdiğini hissetmek, bunu görmek istiyor. Sen ise, kendini sevemediğin, kendine aynada seni seviyorum diyemedikçe, kendini hep bir kavganın içinde bulacaksın. Sana karşı çalışan bir dünya, ve dünyaya karşı mücadele eden sen. Sistemin en hızlı yuttuğu, posasını en çok aldığı modelsin. Hep bir karşıtın olmak zorunda. Hep savaştığın bir canavar. Ya ekonomik kriz, ya başarı yolundaki rakiplerin, ya da kaynak yetersiziliğin… Böylece yolda yürüken ağacı göremeyeceksin… En basit şeyleri ıskalayacak, sana paketler halinde sunulan suni mutluluk haplarını yutmaya çalışacaksın. Kariyer basamaklarını (!) tırmanacak, kartvizitine saygı duyulacak ünvanlar ekleyecek (!), evde kalmamış olmak için evlenecek ya da ?Sex and city? dizisinde (gerçek hayattaki izdüşümlerinde antidepresan müptelası olan) modern (!), 21. yüzyılın örnek kadın ya da erkek (!) profili olacaksın. Sonra bir gün bir kriz çıkacak. ?Teşekkürler? diyecekler. O yolda, yitirdiğin her şey, ıskaladığın her şey sana pis pis sırıtacak sen eşyalarını toplamaya başlarken, ve artık elinde masandan, kartvizitinde yazan ve artık yazmayacak olan ünvanından… En iyi senaryoda ne elde edebileceğini de sen düşün… Bence yine de tek başına beş para etmez.
Yaşam o kadar komplike değil, yaşam bir savaş arenasında ayakta kalma savaşı değil… Sen bunu bu hale getiriyorsun.
Bıkmışım her gün aynı teranelerden BEN !
Bir-iki yalancı ve sahtekar.
Yoldan saptıran imtihanlar.
Kana kana kanıyorlar
BAK !
Sağım-solum-önüm-arkam gafil,
Hüzün kuyusuna gark olur aciz (izz),
içim acı sahibi meçhul herkes….
Sagopa kulaklarıma doluyor. Adam yazıyor. Sözlerini al topla, kitap yap, yaşam kılavuzu olarak dağıt. Abarttığımı düşünüyorsan sözlerini bul ve oku.
Nerde kalmıştım. Hatırladım. Diyorum ya suni modeller döngüsünde rol doldurmak, ne senin hayatından daha değerli, ne de aynada kendine ?seni seviyorum? diyebilmekten daha zor. Aslında, model olmayı seçmen ve sana biçilen rolü oynaman senin farkında olmadan sürüye katılarak yaşattığın bir kaçış noktası. Bugün dilim sivri, kalemim kanlı… İdare et… Doldum ve kusmaya ihtiyacım var.
Ekonomik kriz denen illet nerden geliyor? Veya krizde senin ezilmene sebep olan koşullar nerden geliyor. Sakın gereğinden fazla lükse ya da statü arayışına (!) destek olan yeni otomobilinin borcu olmasın. Ya da teninden güzel koktuğunu sandığın parfümün, gardırobunda ne zaman giyileceğini beklemekten sıkılmış onlarca fazladan elbisen… Al sana klişe bir söz: Sahip oldukların sana sahip olacaklar… Sahip oldukların arttıkça, korkuların da artacak.
Basit olmak.. Sadelik… En çok ihtiyacımız olan, unuttuğumuz ve yeniden öğrenmek zorunda olduğumuz. Öğle aralarında deniz kenarına neden kaçıyorsun? Her şeyi bırakıp bir sahil kasabasına kapanma hissi nerden çıkıp geliyor? Basit yaşandığında, hangi kriz seni yere serebilecek. Tam kendine dönerken, ya da şimdi en azından gereksiz harcamamayı öğrenmişken, yine her şey yoluna girecek, sen yine ?sex and city? de oynamaya başlayacaksın.
Eski Türk filmlerini neden bu kadar çok sevdiğimizi sanıyorsun ki… Fabrikatöre yüreğiyle meydan okuyan Yaşar Usta, yaşadıkları her şeye rağmen birbirlerine sarılabilen turşucu ailesi, hababam sınıfı, daha onlarcası… Basit, sade yaşamlar… Ama onuruyla, sevgisiyle birbirine sarılan, kendi ayakları üzerinde duran, ünvanlardan beslenmeyen, aynada kendine ?seni seviyorum? diyebilen insanlar… Onlar da profil, onlar da model… Ama şimdi bize ne kadar sıradan, aptal gözüküyorlar… Bir Facebook ları yok, ellerinde kadeh ayakta durup etrafı kesitkleri mekanları yok, powerpoint sunumları yok, sokakta oynayıp yaramazlık yaptığı için çocuklarına hiperaktivite sendromu teşhisi koyan psikiyatrları da yok … Akşamları aptal aptal aileleriyle vakit geçiren, sohbet eden, sorunlarını dinleyen değil hisseden, yaşayan yaşatan bir hayatları var. Ne kadar sıradan, ne kadar basit. Biz onları anlayamıyoruz, hislerini hissedemiyoruz, onlarda yaşayan kaybettiklerimize çamur atıyoruz. İşte birazdan öte bu yüzden bu kadar savaşıyoruz… Bu kadar yalnız bu kadar mutsuz… Oysaki, dibine kadar o huzuru ararken…
Sen de bugün ya da yarın kendi yolunu çizeceksin. Dün seçtiğin yolu oturup düşüneceksin. Seçtiğini de yaşayacaksın. Yaşadığın ömrün olacak. Kendi filmini çekeceksin. Bırak filmin orjinal olsun. Bırak filmin senin olsun. Sana bir şans ver, ?sen?i dinle kendi filmini çekebilsin diye… Bir bak filmine, senaryon senin mi? Milyonlarca, milyarlarca fabrikasyon filmden biri mi, yoksa senin filmin mi? Dürüst ol. Cevap ver. Tercihini yap. Kimsenin seyretmek istemeyeceği, zaten milyonlarca kopyasının bulunduğu bir filmin mi olacak; yoksa raflarda kabından bile farklılığı anlaşılan özgün bir filmin mi?
Aynada kendime gülümsüyorum. Sevenim kadar sevmeyenimin olduğunu biliyorum.. Zaman zaman ?yalnızlık? en çok ödediğim bedel. Seve seve ödediğim bir bedel… Kalabalıklarla olmak, sevgiyi paylaşmak değil… Kalabalıkların kabullenmesi, alkışlaması da başarı değil. Ben ne zaman ?ben? olarak yaşamaya başladım biliyor musun? Çok geç bir zamanda… Ödüllerin, ünvanların, paranın, alkışın, ünlü olmanın, seksi görünmenin gerçekten senin olan birinin, sevginin yanında anlamsızlığını gördüğümde… Ve kalabalıkların sana verdiği sabun köpükleriyle duyduğun gururun değil, dizinin dibindeki insanın senin varlığından duyduğu gururun gerçekliğini gördüğümde…
Yaşamadıkça anlamayacaksın… Kaybetmedikçe öğrenmeyeceksin… O yüzden tüm yaşanmışlıklarıma, tüm kaybedişlerime gülümsüyorum, değerlerini biliyorum. Ya yıllar sonra öğrenseydim… Daha geç öğrenseydim. Sen de eninde sonunda anlayacaksın. Allahvere de son nefesine gelmeden hipnozdan uyan… Kendi filmini, orjinal senaryonu yaz.
Gecenin en güzel saatleri bunlar… Günü unutup, uykuya yol alıp, yarattığın savaştan birkaç saatliğine izne ayrılacağın saatler… Yatağa gitmeye uğraşmayacağım. Kalkmayacağım yerimden. Burada uyuyacağım. Bu turuncu kanapenin kollarında… Gözlerim ağırlaşırken aynaya bakıp ?iyi geceler dostum? diyerek, kendime gülümseyerek uykuya dalacağım.
Güçsüzlük valsi…
Uzun zaman aynadaki beni sevmeyen biri olarak, kendimi yeniden doğurup, parçalanmış organlarımın yerine yenilerini doğurduğumda ve aynama korkmadan bakıp “HEY FİLİZ BENERA” kendine gel yaşam devam ediyor ve sen özelsin dediğim günden beri yaşadığımı hissediyorum. Kolay olmadı çok zor oldu ama sonunda oldu
)
Kendimi sevmeye başladıktan sonra hayat daha bir anlam kazandı. Dediğiniz gibi temcit pilavı gibi olumsuzluklarla boğuşup Hayat denen şu tek perdelik oyunda güzel bir final yerine dramatik bir son istemediğime karar verdim. Sistem beni biraz zor yutar
) Sistemle başetme yöntemini buldum çünkü… Kimseye benzemek istemiyorum. Kendim olarak yaşantımı sevdiğim kişilerle geçiriyorum ve mutluyum. Biraz farklıyım. Bunu anladım. Çoğunluğa benzemediğim için arada “deli” benzetmesine bile gülüyorum. Çünkü mutlu deliyim. Akıllı olduğunu söyleyen ve kendilerini kalın duvarların arkasına saklayanla akıllıysa, ben deli olmaya razıyım…. Milyonlarca kopyadan biri olacağıma orjinal olmak benim için daha önemli…. Kanepede uyumak
) Bende sık yaparım. Çünkü uykumun en güzel yerinde birilerinin beni dürtüp hadi yatağında yat. Biryerlerin tutulacak demesi keyfimi kaçırıyor.
Dizimin dibinde hep benim yanımda olan mutluluğu geç farketmiş biri olarak ona sımsıkı
sarılıyorum ve beni benimle bırakıp kendimi keşfetmeme izin verdiği için ona bir kez daha bir kez daha aşık oluyorum. Kim başarabilir yıllarca aynı kişiye aşık kalabilmeyi. Yüzeyselleştiğimizde birbirimizi yeniden keşfetme cesaretini kim gösterebilir….
Bana bu kadar benzeyen biri…. Öteki yarım… Eşim… Lütfen kızmayın o kadar coşkuluyum ki
yazılan her yazının içinde Aşkıma değinmeden edemiyorum. Bana ne alaka demeyin
)
Siz kendinize iyi geceler demişsiniz. Yorumu yazdığım saat itibari ile ben de size Tünaydın demek istiyorum.
Sevgiyle kalın, dost kalın, Milyonlarca kopyadan biri olmadığınız içinde benim yerime de aynanızda bir kez daha gülümseyin. Ben Gülmeyi çok seviyorum…..
Güçsüzlük valsi yapacağıma tempolu bir dans havasıyla size saygılarımı sunuyorum….
Sevgili Filiz Aretin güzel yazısının ardından senin yazın beni gerçekten şaşırttı.Özellikle farklıyım,mutlu deliyim satırları.Ben de çok düştüm ama kalkıp yoluma devam ettim,hayat beni zorladıkça ben güçlendim.Evet çok gülerim,espriliyim,farklıyım en önemlisi kimsenin ne dediği beni hiç lgilendirmiyor.Önce ben demeyi öğrendiğiniz zaman daha az yıpranıyor,daha mutlu yaşıyorsunuz.Bencillik anlamında değil bu.Hayat çok kısa birilerini mutlu etmeye gelmedik bu dünyaya.İnsan gibi insan olmaya,evrimimizi tamamlamaya …O halde yalnızca tüketmevgilerimleekten biraz vazgeçsek,bize sunlan güzelliklerin kıymetini bilerek yaşasak,paylaşsak inanın mutlu olmamak imkansız..Yaşamayı,yaşadıklarımı,sahip olduklarımı seviyorum.Nefes almak sağlıkla,gülümseyebilmek en büyük zenginlik..Birde dostlar tabi…