En Çok Yorumlananlar
Ölmekte olan bir insanın tam yanıbaşında durup onu dinledin mi hiç? Ölmek üzere olan bir insanın kaleminden çıkan son satırları okudun mu hiç?
Son satırlarımı sana yazıyorum, son satırlarımı seninle son kez paylaşıyorum, son kez sana ulaştığım bu anda ben çoktan o hiç bilmediğimiz, hep konuştuğumuz, korkarak ya da merakla yada umutsuzca beklediğimiz yerde olacağım. Son kez yerimden kalkmadan önce kelimelerimde cimri davranarak sana yazıyorum. Bu anın hiç gelmeyeceğini yaşayıp, bir gün geleceğini anladığım an ilk majör depresyon sürecimi başlatmıştım. Şimdi bakıyorum da gereksizmiş. Hiç de öyle korkulacak bir durum yok. Hatta sonsuz bir huzur var. Kendi isteğimle ya da ecelimle farketmez. Geçiş bir biçimde olacak. Uykuya dalmak gibi. Zaten isteyerek ölmüyor muyuz? Yaşımın önemi yok. Genç ya da yaşlı. Anlamı yok zaman hesabının, zaten zamanın kendisi bir yanılsama… 80 yaşında olup hayatının neredeyse tamamını ölü gibi yaşamışlardan da olabilirdim.
Benim için üzülme, ağlama, sıkılma.. Üzülme çünkü mutsuz değilim, mutsuz olmayacağım. Kötü birşey olmadığını anlıyorum. Yarın sabah sen kalkıp hayatın girdabına girdiğinde, ben hiçbir şeyin farkında olmayacağım. En zoru şu an. Hesaplaşmalar bitmiyor. Pişmanlıklar, keşkeler, içimde kalanlar, bunlar zor. Bir an önce bitsin. Bu hesap defter içimi acıtıyor.
Sevdiğim kadını bırakıyorum az sonra… Yanıma sinmiş, ses etmeden bana bakan kuyruğunu sıkıştırmış ayağımı yalayan köpeğimi bırakıyorum… Sigaramı, bardağimı, şarabımı, eşyalarımı her şeyimi bırakıyorum. Uğrunda gecelerimi verdiğim, sevdiklerimle duvarlarını boyadığım evimi bırakıyorum. Duvara çivilenmiş sözde başarılarımın belgelerini bırakıyorum. Hiçbiri benim değilmiş ki şimdi anlıyorum. Bunları yazarken basit bir insan gibi ağlıyorum. Şu an gerçekten kaybedeğim hiçbir şeyim yok. :Her şey beni kaybediyor… Giden benim. Gerçek hiçbir şey. Hiçbir şeyin gerçek sahibi değiliz kendimizden başka sanırız. Kendimizin bile değiliz. Beden kayıp gidiyor sen tutamıyorsun. Çok mu karamsarım, çok mu içini karartıyorum? Tam tersini yapıyorum. Ben boyut değiştiriken, bir kez daha seni uykundan uyandırmaya çalışıyorum. Uyanmayacağını bile bile…
Yaşamak o kadar güzel ki.. O kadar güzel. O kadar güzel ki… O kadar güzel.. Neden gidiyorsun o zaman deme. Yaşayamayacağımı anladığım için gidiyorum. Ben beceremedim belki sen becerirsin diye seninle konuşuyorum.
Kaseti başa sarsam farklı yaşar mıydım sanmıyorum. Bu saat geldiğinde söylemek çok kolay. Yaşlı birinin ah şimdi genç olsaydım demesi kadar gereksiz. Genç olsan yine aynısını yapacaktın. Hep şu olsun, bu olsun, şu geçsin o bitsin, bunu da atlatalım… Sonra bir bakıyorsun ki bu saate gelmişsin.
Bu saate geldiğim şu anda bu acımı azaltan şey yeniden yaşamaya karar versem, yeni bir kredim olsa aynı şeyleri yine yaşayacağımı biliyor olmak. Pişmanlıklar nafile, deneyim denen şey de aynı şeyleri tekrar etmekten başka bir şey değil. Mutluluk dediğin de sen üretmedikçe, sen yaratmadıkça sahip olamayacağın, asla yaşamayacağın, dışardan bekledikçe asla hissedemeyeceğin, hissedeceğini sandığın şey.
Akıllanmadan, derslerimi almadan. Yaşamak dediğin şey sadece yaşamak. Etiketler, anlamlar, içi boş büyük hedefler olmadan gerçekten yaşamak. O kadar yalın, o kadar sade, o kadar da basit. Yaşamak dediğin şey nefes almak, anda olmak, bedeninde olduğunu fark etmek. Farkındalik…Şu anda benim için bunları söylemek o kadar kolay, o kadar fark edilmiş. Senin içinse okurken aynı anlamları verecek, yerinden kalktığında mıknatıslar diyarında ordan oraya sürüklenmeye devam edecek, bu mektubu unutacaksın. Düşünerek yaşamaya çalışacağın için yaşayamayacaksın, düşünmediğin anların yaşadığın anlar olduğunu, her nefesinin yaşamın kendisi olduğunu anlayamayacaksın. Anladığın anlarda duymamazlıktan gelecek, bir şeylerle dolduracaksın.
Yarın sabah kahve fincanım ne yapacak, kimler ondan kahve içmeye başlayacak..Masama kimler oturacak? Kıyafetlerim ne olacak? Sevdiğim ne yapacak? Fotoğrafıma bakıp ağlayacak, cansız bedenime son bir kez sarılacak, beni uğurlayacak. Sonra mıknatıslar diyarına geri dönecek. Ağlayacak, geceleri beni özleyecek. Sonra yılda bir kez ziyaret edeceği yeni evime gelmeye başlayacak. İstediğinde de yanıma gelecek. Ecel ya da kendi tercihin ikisi de aynı kapıda…
Dönüşü olmayan bir noktadayım. Günahlarım, dibine kadar battığım günahlarım, çelişkilerim, kendime itiraf etmekten korktuğum sapkınlıklarım, yalnızlığım, çocukluklarım, benim yarattığım duygularım, hepsi benimle geliyor. İçimde olanlar benimle geliyor, dışardaki her şey burda kalıyor. El değiştiriyor.
Bitti… Hepsi bitti. Korkularım, yarın sabah için taşıdığım endişelerim, gelecek yılımı şekillendirme çabalarım… Hepsi bitti. Tüy kadar haififmişler. Hatta yokmuşlar. Ben yaratmışım. Gerçek olan tek şey yaşamanın kendisiymiş. Katıksızca yaşamak.
Uçaktan paraşütle atladığında aşağı doğru boşlukta sürüklenirken yaşadığın boşlukmuş yaşamak. Varlığınla yol almakmış… Yaratmaya, anlamlandırmaya çalışmadan…
Dünya, evren o kadar güzel, o kadar kusursuz… Ormanı yakıp, yıkıp, yok edip, üzerine şehirleri kurduğun andaki tek gerçek o ilk açtığın arsa.. Üzerindeki her şey ıvır zıvır, senin yarttıkların… Bizim için de aynısı. Arsa senin özün. Duyguların, hırsların, öfkelerin, korkuların, endişelerin, heveslerin, ruhunu doldurduğun ıvır zıvır şehir objeleri…
Şehrin içindeki çiçeği, asfaltın kenarındaki uğur böceğini, … Sevdiğinin kaşının, gözünün, insanca ıvır zıvırının ardındaki özünü, salt onu… Sana aldıklarını, verdiklerini, sağladıklarını değil saf sevgiyi… Bunları gördüğün anlar yaşadığın anlar… Ben bunu şimdi anlıyorum. Benim için artık geç. Senin için henüz değil. Yaşamanın, dünyanın, evrenin taşıdığı pozitif enerjiyi, kusursuzluğu, bütünlüğünü anlaman için geç değil.
Ben gidiyorum. Tatildeyken yeniden işe gitmeye başlamamak için zamanı sayarsın ve her bir saat çok değerli yaşanır. Sevgilinin koynundaki her dakika sayılı gelir, bitmesini istemezsin, saniyeyi bile saymaya başlarsın… Ben de kalan saatlerimi sayıyorum. Ben eceli beklemeyeceğim: Ecel kapıya geliyor. Taksiden indiği an geldiğinde beni burda bulamayacak. Canı sıkılmış, yolunu uzatmış, bana geleceği zamanı unutmuş olsa bile gelmeyi hatırlayıp geldiğinde beni bulamayacak. Şu anda kalan her saatim çok güzel.
Çocukluğum, annem, öğretmenim, ilk aşkım, gençliğim, ilk otomobilim, babam, kadınlarım, tek kadınım, zorluk sandığım sorluklarım, çıkmaz sandığım sokaklarım,.. Film şeridi deikleri buysa çok matah bir şey değil. Son bir kez daha tüm başımdan geçmişliklere sahip çıkma bencilliğinden başka bir şey değil. Anılarımızı sahiplenmek adında sonbir işlem adına. Onlar benim, benim, hepsi benim,.. Bok senin… Hiçbir şey senin olmadı. Her şeyin senin olmasını istediğin, her el attığın şeyin senin yarattığın, sana ait olan olmasını istediğin için yaşayamadın, yaşayamıyorsun zaten.
Şimdi hazırlanmam lazım. Yaşarken başaramadığım anda olma halini bari giderken yaşamak, ölümümün farkında olarak ölmek Camdan baktığımda çok komik geliyor her şey. Ordan oraya giden insanlar… Makinelerin, materyallerin içinde boğulan insan. Başımı kaldırıp gökyüzüne bakıyorum. Kozmik bilinç orda duruyor. Aşağı bakıyorum küçükken yaptığım maket şehirler, yukarı bakıyorum sonsuzluk, boşluk, gerçek…
Aşağıya bakıyorum, hey siz, yukarıya bakarak aşağıda olsanız aşağısı sizi değil, siz aşağısını yöneteceksiniz. Sahip olduğunuzu sandığınız her şey size sahip… Sevgiline sahip olduğunu sandığın an bile…
Şimdi yeniden aşağı inebilirsem her şeyle dalga geçerdim. Her şeyle… Kornaya basan şöförden işyerindeki raporlara, faturalardan kredi kartı ekstrelerime kadar her şeyle…
Bana kızıyorsun belki, belki kıskanıyorsun. Ben özgürlüğe gidiyorum. Sevgilim ağlama, sevgilim üzülme,.. Paraşütümle boşlukta süzülüyorum. Bir tepenin zirvesinde kollarımı iki yana aşıp rüzgarla konuşuyorum, yüzümde, tenimde evrenin, Kutsal Ruh?un dokunuşunu yaşıyorum.. İlk kez benimle buluşuyorum. İlk kez bu son saatte kendimleyim, sadece ben olarak, sadece kendimleyim.. Trajik, bir o kadar komik… Son anda, son saatte bunu yapabiliyorum. Bunu bir kez daha yapmıştık biliyor musun?
Ne zamandı tahmin et. Çocukken… Çocukken de rüzgarı gerçekten hissedip, parmağını ağzına sokup gerçekten yaşıyordun. Olması gerektiği gibi… Ne eksik ne de fazla…
Sonra koskocaman bir karanlık boşluk. Son saatte yeniden yaşamak.
Dediğim gibi şimdi hazırlanmam lazım. Köpeğimle vedalaşacağım. Sonra benimle olan her şeye teşekkür edeceğim. Minnetimi paylaşacağım. Bütün gün onlarlayken onları hiç takdir etmedim. Yediğim yemeğe, içtiğim suya bile.. Ne diyorum ki ben.. Anneme, aileme, sevdiğim kadına bile minnetimi sunamadım. Onlar zaten benimdi, benim için vardı ya sanki. Hah…
Buraya kadar okuyup gelmiş olmana da minnetarım. Biliyorum söylemeye çalıştığımı yapamayacaksın. Ama hiç olmazsa arada bir de olsa paraşütle atla boşluğa… Biraz dur bu mektubu anımsa… Bu mektubu anımsarken çocuğuna, annene, sevgiline sarıl… Bu mektubu anımsayarak elmayı ısır… Bu mektubu anımsayarak arabanı sağa çek bir çiçeğe dokun… Bu mektubu anımsarken başını yukarı kaldır göğe bak..
Ben oralarda bir yerde olacağım… Ya da tam yanıbaşında…
Hadi gel sana bir itirafta bulunayım. “Major Depresyon” geçirdim. Arada delirdim, arada güldüm. Çok kilo kaybettim. Hastanede yattım. Hemde bunlar çok uzun zaman önce değil çok yakınlarda oldu. Eğer birileri beni farketmeseydi belki de bende sonsuzluğun bana açtığı kucağa düşebilirdim. Şimdiki düşüncelerin ne diye soracak olursan hayat güzel ve yaşamaya değer.
Ben değerliyim senin kadar. Sen değerlisin en az benim ve diğerleri kadar. Her şey yavaş yavaş düzene giriyor. Ben yazdıkça rahatlıyorum, ben yazdıkça akıllanıyorum. Şimdi ben senin yazdıklarını beğenmedim. Hemen kendine gelmeli ayağa kalkmalı ve sevdiğin birini aramalısın.
İnan herşey yoluna girecek bunu sende biliyorsun. Gökyüzünü baktığımda kuşları görmek istiyorum. Seni değil. Sen yazmaya devam et. Güçsüzlük valsi yapmayacağız. Tempolu olacak her şey. Konsantrosyon güçlüğü bende çekiyorum yavaş yavaş geçiyor ama. Buna ne sebeb oldu dersen çok ciddi suçluluk duygusu yaşadım. Kendimi uzun zaman affedemedim. Beraberinde herşey arka arkaya geldi ve ben birde baktımki yavaş yavaş deliriyorum. Öncesinde de çok akıllı değildim zaten. Yani senin anlayacağın şahtım şahbaz oldum
)) Zamanla herşey yoluna girecek bunu biliyorum. Herşeyden önce doktoruma güveniyorum. İşime dört elle sarılıyorum. Biliyorum bu yazdıkların gerçek değil. Yinede ben yaşadıklarımı paylaşmak istedim. Ben bu mektubu okudum ve yırtıp çöpe attım
) Hadi yeni yazılarını bekliyorum.
Filiz merhaba önce geçmiş olsun sonra tebrikler..Hayat bize sunulan bir hediye ilk yazdığım gelmedi sanırım yeniden yazıyorum:))Delilik her insanda var,bazen dozu aşınca hasta oluyoruz şartlar ve en önemlisi hassas olmak..Ben deliyim derim,deliliklerim vardır:))Dostlar olduktan sonra,hayata güzel de bakabiliyorsan inan hayat çok güzel.Bir şey daha artık tıbben kanıtlandı beyin hücreye emir veriyor bu kayıtlanıyor yani güzel düşünmenin faydası artık masal değil kanıtlandı.Yüzün hep gülsün ,hayat senden korksun umarım haddimi aşmadım:)))
Ben tam bi bunalımdayken bir kitap hediye geldi.Sen ve Ben…Hayatım allak bullak olmuşken tam da ben kimim derken kendimi yalnız hissederken bu kitapta buluverdim kendimi. Neden bilmem ama Aret’i merak ettim ve burdayım.Hayat insan ne isterse onu getiriyor bu doğru.Ama benim hep korkularımı verdi hayat bana son bir yıldır.Tam bir karar aşamasındayken bu kitap çıktı karşıma .Korkularımla yüzleştim.Oturup dakikalarca ağladım hep düşündüm…Kalabalık içinde yalnız olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirim.Artık delirdim galiba diyorum hiç mutlu olamıyorum.Ama kitap aydınlanmamı sağladı beni kendime getirmeye başladı.Daha bitirmedim ama mutlaka okuyun.Siz de kendinizden birşeyler bulacaksınız eminim buna.Hayatımda yapmayı isteyip de bir türlü başlayamadığım şeylere başlama azmi buldum sayende Aret.Sana teşekkür ederim…