Olimpiyatları izlerken siz ne kadar keyif alıyorsunuz bilmiyorum ama, ben her geçen yıl sportif müsabakalardan daha az tat alıyorum. Hele ki olimpiyatlar gibi insanoğlunun çalışma disiplinini, psikolojisini, dayanıklılığını, çalışma azmini sınayan bir turnuvada her geçen gün insan faktörünün geriye düştüğünü, markaların, teknolojinin, tıp dünyasının öne çıktığını görüyoruz. Bir anlamda yapay bedenler koşuyor, oynuyor, hopluyor, zıplıyor…

Sportif karşılaşmalar, turnuvalar artık markaların yarışına dönüştü. Yarışmacılar, sponsorları için, sponosorlarından aldıkları parayı hak etmek ve daha fazlasını almak için yarışıyor. Bir sporcunun, takımın üzerinden yüzlerce, binlerce insan ticaret yapıyor. Maksimuma ulaşmak için, teknoloji devreye giriyor. Sporcuların kıyafetleri, ayakabıları milisaniyelerin, milimetrelerin etkili olduğu sonuçlarda kendini gösteriyor. Üretimlerinde son teknolojilerin kullanıldığı kıyafetler, aksesuarlar için aylarca süren bilimsel araştırmalar, hesaplamalar yapılıyor. Bu bizlerin tahmin ettiğinden de çok daha komplike bir iş.

Ve beden… İnsan bedeninden nasıl maksimum verimlilik sağlanabilir. Dopingleri bir yana bırakalım beslenme desteği adı altında bile sporculara ciddi bir dış yükleme yapılıyor. Carnitine, creatine, amino asitler, proteinler, uyarıcılar… Bu liste uzuyor. Yine burada alınan takviyeler diğerlerine göre daha masum. Anaboller, hormonal ilaçlar… Zirveye oynayanlar maalesef bunlarla da tanışmak zorunda. Çünkü böyle bir endüstri var ve bir kez sporcular bu takviye maddelerle tanıştılar. Profesyonel bir sporcu günde 20-30 hap yutuyor. Vitamininden gingeng özüne kadar geniş bir yelpazede birçok etken madde vücuda alınıyor. Organizmanın çalışma düzenine müdahale ediliyor, enerji merkezi ATP?lerde patlamalar sağlanıyor, hormonal salgılarla oynanıyor. Tüm bunlar, daha hızlı, daha güçlü, daha başarılı olmak için. İnsan bedeni, bir makine gibi kabul ediliyor ve nasıl performansı artırılabilir diye bakılıyor. 2001 yılında California?da yapılan bir araştırmada bu yaklaşımın sporcuların psikolojisini olumsuz etkilediği, depresyon, intihar, suç işleme eğiliminin artması gibi negatif sonuçları beraberinde getirdiği ortaya konuyor.

Spor kamuoyu da ikiye bölünüyor. Bazı takviyelerin alınması kaçınılmaz. Ancak, çizgi nereye çizilecek. Doping olarak kabul edilecek etken maddelerin belirlenmesi kolay bir iş değil. Son dönemde patlak veren skandallarda bunun da etkisi var. Takviyelerde o kadar geniş içerik ve detay var ki, sporcu gerçekten de farkında olmadan doping yapabilir. Aldığı bir amino asit kompleksinin içinde bile doping etken maddeleri listesinde yer alan bir bileşene yer verilmiş olabilir.

Olimpiyatlar başlamadan Times dergisinde yer alan bir haberde doping kavramının ortadan kaldırılması önerilerine yer veriliyor. Bir başka ifadeyle başarı için her yol mübah olsun.

Bu konular çok tartışılmaya devam edilecek, ancak geriye dönüş yok. 13-14 yaşında profesyonel basketbol oynayan çocukların fiziklerine bakın. Doğallar mı? Yoksa antremanlardan önce, sonra aldıkları, yatmadan önce içtikleri katkı maddelerinin eseri mi?

Otoriteler tartışmaya devam ede dursun, skandallar arka arkaya patlaya dursun, öte yanda sporunu güzelliği, kardeşlği konuşula dursun, ben 100 metre yarışlarını izlerken, isimlerin değil; ayakkabı markalarının, ilaç firmalarının, malzeme üreticilerinin teknolojilerinin yarışını izlediğimi hissediyorum. Bu da bana tat vermiyor…

Yorum Yok
  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın