Yaşlılar yurdunda dört genç kadın, elden ayaktan düşen yaşlılara yardım etmektedirler. Her gün oraya gitmekte ve bir iki saatlerini yaşlılara adamaktadırlar. Bir gün birisi, bu kadınların yanına gider ve sorar: Neden yardım ediyorsunuz? Neden buradasınız?

Birinci kadın yanıt verir: ?Bence, insanlara yardım etmek, güçsüzlerin yanında olmak bir birey olarak görevim ve ahlaki sorumluluğum?. Ardından ikincisi konuşur: ?Bunun görevler ya da ahlaki sorumlulukla bir ilgisi yok benim için. Ben yalnızca bu insanlara üzülüyorum ve yanlarında olarak onlara yardım ediyorum.? Sözü üçüncü kadın alır: ?Yukarıda Allah var. Kimine ne yaptığını görüyor? Sevaptır bu sevap? ve dördüncü kadın cevap verir: ?Bilmiyorum. Gerçeği söylemem gerekirse neden burada olduğum konusunda en küçük bir fikrim yok. Yalnızca doğam böyle davranıyor, içimden bir güç beni buraya itiyor ama gerçekten söyleyebileceğim tek şey bu.?

Hangisi cenneti (bu dünyada ya da öte dünyada) daha çok hak ediyor. Bence sonuncusu. Neden mi? Çünkü bu dört kadın içinde kendiliğinden, doğallıkla ve kişisellikten uzak yardım eden tek kadın o. İkinci kadın biraz fazla kişisel, üçüncü kadın ise ödülünün peşinden gidiyor. Mükafatlandırılacağını düşünerek, yaşlıların altını temizleyebiliyor. Ama birinci kadın cennete en son kabul edilmesi gereken kadın belki de Onun da süresi tartışılabilir. Bu kadın, gösterişçi, ben merkezci, hükmedici, sevimsiz… Bir anlamda Tanrı rolü oynamaktadır. Diyebilirsiniz ki sonuçta hepsi yardım etmiyor mu? Doğru söylüyorsunuz ancak bırakın ben de bu noktada bir başka savunma yapayım. Bir Çin atasözü der ki ?Yanlış adam doğru olanı yapmaya çalıştığında, genellikle yaptığı şey yanlış olur.?

Tekrar dördüncü kadına dönelim. Bir nedeni, bir dayanağı yok. Doğallığı ve içinden geleni hayata geçiriyor. Bu noktada biraz da Freud taraftarlarını rahatsız edelim. Üst ben ve alt ben. Üst ben olmazsa alt ben, tüm vahşiliğini, günahlarını ortaya döker. Üst ben , alt beni dizginler. Alt ben, rüyalarda yaşar. Bu mudur gerçekten? Üst ben de yukarıdaki birinci kadına benzemiyor mu biraz? Bir köpek sahibini düşünelim. Köpeği zincirlerseniz, köpek rahatsızlaşır, sıkılır, zaman içinde de vahşileşir. Sonra sahibi de böyle vahşi köpeklerin zincirlenmesi gerektiğini savunur. Üst ben de alt ben?i böyle sıkar ve kışkırtır.

Nereye varmaya çalışıyoruz? Aslında birçok yere. Ancak bu yazıda tek bir yeri göstermeye çalışıyorum. Kendimiz olabilmek. İçimizdeki gücü serbest bırakabilmek. Yoga yaparsın, ilahi ve ilahi olmayan dinleri araştırırsın, Amerikan gurularının ?Hayatta Başarının Anahtarları? başlıklı kitaplarını okursun, Internet?te dolaşan özlü sözlerden dersler çıkartmaya çalışırsın ama mutlu olamazsın. Sen kendin olamadığın, içindeki sesi dinleyemediğin sürece mutlu olamazsın. Aradığın soruların cevabını sen bulabilirsin. Hiçbir kitap, hiçbir öğreti sana bunu hediye edemez. Sana yardımcı olabilir ancak. Kuyunun içine düşen birkaç taşın karmaşık seslerine bir arada yer veren bu yazıyı küçük bir şiirle noktalayalım.

Bir bilge uykuya daldığında

Ne böyle yapması gerektiği için

Ne de böyle olmasını istediği için

Yalnızca uykusu geldiği için uyur.

Yorum Yok
  1. Henüz yorum yapılmamış.
Yorum Yapın