En Çok Yorumlananlar
Hayallerle yaşananlar arasında sıkışıp kalmış yaşamlar. Kulaklarımı tırmalıyorlar. İyi kariyer, iyi kazanç, örnek insan, mutsuz insan. Açılamayan camlarda, radyasyon bombardımanı altında yaşlanan suratlar. Toplantılar arasında yaşanan bir hayat. Evlerde mutsuz insanlar. Yollarda asık yüzler. Acı olan bu değil. Acı olan yakınmalar. Beni sinirlendiren uydurma hikayeler. Bir içki masasınaa, bir günlük orman kaçamağında, 11 küsür ay hayali kurulan tatilde hep aynı nakaratlar: ?Yaşam bu aslında ya. Bak ne doğal, ne güzel.? ?Buradaki köylüler ne şanslı bir de bize bak ofislerde sıkışıp kalmışız? Bir başka noktada, bir evde. ?Yemek yap çocuğa bak, hayat mı bu?? Bir kahvede, bir ofiste ?Hiç zamanım yok. Hareketsizlikten eklemlerim ağrıyor, göbeğim şişti selülitlerim coştu yine?
Ve Nietchze?nin mottosu ? İnsan tercihleriyle yaşar. Kabul etseniz de etmeseniz de yaşadığınız şu anı istediğiniz için yaşıyorsunuz.? Sesleri duyar gibiyim. Kader. Yaşanan acılar… Çaresizlikler…

Yüzler… Aynaya baktığımızda gördüğümüz gerçekten biz mi? Biz mi yüzümüzü, yüzümüz mü bizi yaratıyor? Yıllar geçiyor. Gülümseme aynı coşkuda olsa da, gözler aynı seksi bakışları taşısa da artık beden yansıtamıyor.
Bizi yoran ne? Bakışlar…İzlenmek. Farklılık nerede? Yüzlerde mi? Ali, Ahmet, Ayşe, Fatma, John… Hepsi ayrı bir yüz… Peki ayrı bir öz mü? Markette onlarca ayrı ambalaj içinde satılan sütler gibi.
Gözlerini kapat. Yüzünü unut. Duygularını düşün. İçine yoğunlaş. Aniden gözlerini aç. O yüz mü seni anlatan? Yıllardır taşıdığın yüz o olduğu için çabuk geçecek. Ama ya şu anki yaşına kadar hiç ayna görmemiş olsaydın? Sadece kendini tasvir edebilseydin, duygularına, yansıtmaya çalıştığın ruhuna yoğunlaşsaydın. Ve bir gün sana ayna tutulsaydı. Ne yapardın?
Dergilerde, gazetelerde, TV?lerde…. Onlarca, yüzlerce, binlerce surat… Bir an geliyor, görülenin sadece bir yüzün çok sayıda çeşitlemesi olduğu anlaşılıyor. Birey diye bir şeyin asla var olmadığını anlıyorsun. Süt aynı, değişen ambalaj.
Yalnız kalmak cesaretini gösteremeyen adam, karısıyla yaşadığı mutsuz hayatı anlatıyor. Lüks yaşamından vazgeçmek istemeyen Bay Müdür, işlerinin yoğunluğundan nasıl yaşadığını bile anlamadığını söyleyip yakınıyor. Geceleri yatağında rahat uyumak isteyen, suya sabuna dokunmayan Bay Memur ise maaşının azlığından dertli. Tercihler, korkular bizi yönetiyor. İki duygu bize yön veriyor. Acı ve Zevk. En küçük karardan, en büyük karara bu iki duygu bizi yönetiyor. Acıya tahammülümüz yok. Bu yüzden, göbeksiz bir yazı hayal ederek girdiğimiz sonbaharda, 5 dakika sonra koca bir tabak makarnayı mideye indirmenin zevkini, yememenin getirdiği acıya değişiyor ve gelecek yaz yine kocaman göbeğimizden yakınmanın yolunu açıyoruz. Evliliğimizde, işimizde yaşadığımız ve sürekli yaşanan mutsuzluklarda olduğu gibi. Faturayı ödemekten korkuyoruz.
İki bacak, bir gövde üzerinde yüzbinlerce yüz sokakta dolaşıyor. Tansiyon yüksek. Dünya son damlayı bekliyor. Bir kadın kalabalığın içinden sıyrılarak geliyor. Siyah beyaz bir filmin içinde renkli bir kare. Çok güzel değil. Kalıp ölçüleri ne Cindy, ne de Naomy… Yüzler dönüyor yine de. Bir şey var. Elini kaldırışında, bakışında, sağa dönüşünde, oturuşunda,… Hiç konuşmadan etkiliyor. Tek başına, yüzlerce yüzün önüne geçiyor. Aynı şehirde belki yüzlerce kadın aynı dudaklarla gülümsüyor. Ondaysa farklı bir şey var. Kendini gerçekleştirme dediğin, farklı olmak dediğin, karizma dediğin sözle olmuyor. Sütün farkı sütte. Rengi ne olursa olsun, malzemesi ne olursa olsun ambalaj aynı ambalaj.
Yüksek bir tepede, yalnız bir adam. Paltosunun yakaları kalkık, keskin bakışlarla şehri seyrediyor. Yalnız. Her şeyin bir bedeli var. Birçok bedel eşittir acı. Öte yanda, bedel ödemek yerine yaşanan anlık mutluluklar. Beraberinde gelen kısırdöngü ve acı. Neyi yaşamak istediğini bilmeyen, ulaşabildiği kadarını yaşamak zorunda kalan yüzler. Milyonlarcasıyla aynı gülümseyen yüzler. Aralarda üç beş renkli kare. Bedel ödeyen, acısına katlanan, kendi olmayı başaran.
Biliyorum sen de renkli bir kare olabilirsin. Renkli karenin kaynağı, Bay Yönetmen ve adamları tarafından sürekli saklanıyor ve yerine konan hedefler değiştirilerek seni şaşırtıyorlar. Kalem o kadar yakınındaki. İçinde. Sende. Sadece kendin olabilmende. Seni yüzbinlerce surattan ayıracak olan güzel gözlerin, yakışıklı kıyafetin, güzel saçların değil. Sadece sensin. Farklı olan kimliğin, dinin, milletin, statün değil, sadece sensin. Doğduğun günden beri üzeri örtülmeye çalışılan sen. Seni serbest bırak. Seni serbest bırak ki, her geçen anın hiçlikte kaybolan ve iz bırakmayan kopya ?an?lar olmasın. Dünyaya, çevrene, ruhlar alemine senden atılan bir çentik, kazınan bir iz olsun.
Sen olduğunda ödeyeceğin tüm bedeller, seni görmemezliğe gelip oynadığın tüm günlerden daha az acı verecek. Hem sana, hem çevrene, hem dünyaya, hem evrene…
Üstadım;
Hem yeni görüntüyü tebrik etmek hem de bu güzel paylaşımlarınız için teşekkür etmek istedim. Emeğinize yüreğinize sağlık.
Sevgi ile kalın…
Muge Cerman
tebrik ederim canım insan hangisine ne yorum yapacağını şaşırıyor …hepsi muhteşem ötesi
) eline ,yüreğine ,emeğine kuvvet tatlım….